The Social Dilemma, Silikon Vadisi’nin Facebook, Twitter, Instagram gibi dev şirketlerini kuran, bugünkü haline getiren yöneticileri ve beyin takımıyla yaptığı söyleşilerden ve canlandırmalardan oluşan bir belgesel film. Ortaya koyduğu gerçekler hayatlarımızı nasıl etkilediğiyle ilgili oldukça çarpıcı.

Geçen sene izlediğim The Great Hack’tan sonra çok da bilmediğim bir şey duydum mu, emin değilim. Ama konuyu ele alış açısından belki de evet. The Great Hack, Facebook’un kullanıcılarından elde ettiği datalar ile onları manipüle ederek Amerika seçim sonuçlarını etkilediği yönünde akıl almaz olayları gözler önüne sermişti. Her şekilde ilk şoku o zaman yaşamıştık belki.

Bu anlamda bu The Social Dilemma sağladığımız dataların nelere hizmet ettiği, edebileceği açısından yeni bir şey söylemiyor. Bununla birlikte sosyal medyanın yaptığı şeyin nasıl bir bağımlılık olduğunu anlatıyor. Zaten müşterilerinden “kullanıcı” olarak bahseden iki sektörden birisi teknoloji; diğeri ise uyuşturucu. 

Şöyle: elimizdeki telefonlarda sosyal medya uygulamalarından kullanmayan yoktur. Film, bu uygulamaların bildirimleriyle, reklamlarıyla, “rastgele” önümüze çıkardıklarıyla bizi nasıl daha uzun süre ekranda tutacağının peşinde koşarak sistemi döndürdüğünü anlatıyor. 

Aslında sosyal medyanın insanlar üzerindeki davranış değişikliği yaptırabilme gücü olduğunu anlatıyor.Zaten öyle ya, bir marka, bir influencer, bir uygulama sizin satın almayı düşünmediğiniz şeyi size aldırabiliyor mu? Daha önce merak etmediğiniz içeriği takip ettiriyor mu?  Sizin kendinizi nasıl beğendiğinizle ilgili fikrinizi değiştirebiliyor mu? Normalde izlemeyip geçeceğin reklamı, sen o içeriği görmek istediğin için sana mecburen izlettirebiliyor mu? Yüklemeyeceğin uygulamayı mecburen(!), bir avantaj sunup sana yüklettiriyor mu. Ya da oturdun sen kitabını okurken seni ısrarla ekrana baktırabiliyor mu!

İşte gücü buradan geliyor. 

İstatistik lisansı yapmış biri olarak basitçe bahsedeyim, algoritmalar şunun üzerine kurulur. Geçmişe dönük dataları alırsın. Daha önce nasıl ilerlemiş, neler olduğunda ne tepkiler vermiş diye bakarsın. Bir model oluşturup, gelecekte nasıl davranacağını kestirirsin. Hava durumu? Ekonomik veriler? Evet.

Şu an indirdiğimiz her uygulama, içinde vakit harcadığımız her mecraya sonsuz data aktarımı yapıyoruz. Bu yönüyle deniyor ki, biz sosyal medyayı kullanmıyoruz, sosyal medya bizi kullanıyor. Bizim hangi reklamda kaç saniye durduğumuz, neye kaç saniye baktığımız, neyi sevmeyip geçiştirdiğimiz, nelere kızdığımız, hangi sosyo politik ortamda olduğumuz bilgisi hep var zaten şirketlerde. Artık lineer sistemler üzerinde değil, bizler yani “kestirilemez” duygusal varlıklar üzerinde, hangi durumlarda nasıl duygusal tepkiler vereceğimiz bile o kadar açık ki bu şirketler için. 

Şunu söylüyor filmde, sosyal medya bisiklet gibi kullanıp, kenara koyduğun bir araç değil. Bir bisiklet senden vaktini, ilgili  talep etmez. 

Bu şekilde ortaya koyulan çıkarımlar bana iyi hatırlatmalar oldu. Açıkça söyleyebilirim ki ben bir sosyal medya bağımlısıyım. Tuvalete giderken telefonu yanında götürmeyen kaç kişi kaldı allah aşkına? Yatarken son gördüğün, uyandığında eline ilk aldığın şey telefon değil mi? Ben artık ekran olmayan şeylerin üzerine bir tıklıyorum!! Sanki ışığı yanıp bana bir bildirim var mı söyleyecek! Kitabın kapağına falan çift tıkladığım oluyor yahu!!! 

Teknolojinin tabii ki sadece yanlışı ya da zararı üzerine konuşamayız. Şu pandemi dönemi bile gösterdi aslında teknolojinin hayatlarımızı hiç olmadığı kadar kolaylaştırdığını. Uzakları yakın etmesinden, dışarı çıkmadan evimize alış veriş yapabilmemizden vs. (benim de tek yararlandığım bunlarmış mesela.) Neyse anladınız. Ama her iyi şey, böyle dezavantajlarıyla geliyorsa, o zaman bunların farkında olup adapte olacağız aslında. 

Zaten tuhaf ve korkutucu anektodlardan biri de Facebook’un finans işlerine bakan üst düzey yöneticilerinden biri çocuklarıma asla telefon kullandırmam diyor. Yine aynı kişi zararlarının farkında, tüm gün iş olarak bunu yapıyorum ve eve geldiğinde telefonu arabaya bıraktım ama yapamadım, yatak odasına sokmak istemedim telefonu ama başaramadım, ben de bir bağımlıyım diyor. Etkileyici. 

Yani bu belgesel filmi kendimizle yüzleşmeye yaramayıp; sosyal medya mık mık şöyle yapıyormuş demenin işlevi de yok. Ya da bu gerçeklerin farkında isek önlemler alınmalı diye bakmalıyız belki.

En önemli yüzleşme şu olabilir benim adıma. Çoğu haberin nasıl çarpıtıldığı, ne gibi görüntülere, farkında olsak da! yanılarak inandığımız gerçeği. teyit.org‘u takip ettikten sonra anlıyorsun aslında siyasi, şiddet, vs bir sürü konuda insanları yanlış yönlendirmek ne kadar kolay. Ya da yalan habere düşmemek için bir refleks geliştirilebilir bir nebze. En basitinden kaynağına bakmadan her bilgiyi yaymamalıyız. Benim buna düştüğüm ister istemez oluyor yahu, hala! Delirmemek elde değil.

Sosyal Medya insanların kötü yanını ortaya çıkarıyor! Bunu nasıl mı yapıyor? Kötü niyetli, ırkçı, cinsiyetçi vs kimseleri de sosyal medyada tutmak için bir o kadar çaba sarfediyor. Hatırladığım yakın gelecekte Twitter’da bir yapay zeka hesabı açılmıştı. Tweetleri bir süre sonra faşist ve ırkçı söylemlerde uçları zorladığında hesaba müdahale edip kapatmışlardı. Enteresan di mi?

Filmin söylediği en kuvvetli şeylerden bir diğeri de, kutuplaşmanın, başta Amerika olmak üzere, tüm dünyada hiç olmadığı kadar büyü(tül)müş olması. Çünkü böyle olunca daha kazançlı oluyor. Ama söylediği şeylerden en korkuncusu: “siz-biz” olmuş topluluklarda biz diyoruz ki, “Nasıl bu gerçekleri görmezler? Şu insanın kocaman bir riyakar olduğunu, sistemin ne kadar boktan olduğunu, bunun kocaman bir haksızlık olduğunu vs nasıl bilmezler?” Tam bu noktada yaptığı şey “onlara” sadece onlar gibilerini göstermesi. 

Aynı konumda, aynı görüşte ve bir sürü ortak özelliği olan iki insanın bile Google’da aramalarına bambaşka sonuçlar ya da arama önerileri geliyor. Dolayısıyla aslında biz “onları” ; onlar da “bizi” asla görmüyor zaten! Sistem sana senin gibileri göstererek, senin gibilerin, karşıt hakkında olayları daha da kızdıracak içerikler ile besleyerek sistemde daha çok vakit geçirtip, seni daha da kışkırtıp, o taraftaki gerçekten tamamen uzaklaştırıp hem bölmeyi hem de kazanmayı amaçlıyor. Sonuç olarak nasıl da birbirimizden bihaberiz! 

Şimdi bunun tam tersi şekilde, azınlık, öteki hisseden insanlar sosyal medya sayesinde sesini hiç olmadığı kadar duyurabilmeye başladı. “Kendisi” gibi olanları bulabildiği onlarca mecra sayesinde yalnız olmadığının, temsil edildiğinin farkına vardı yıllar içinde. Bu bir artıyken hemen ardında yine linç kültürü ile sosyal medyanın kontrolden nasıl çıkabileceği ve insanların nasıl zarar görebileceği gerçeği ile yüz yüze geliyoruz. Yani sadece bir tarafından tutamayacağımız, bıçak sırtı olan bir döngüden bahsediyoruz. 

Zaten bir uygulamayı bedavaya indirdiğini düşünüyorsan büyük yanılıyorsun. Bedava bir uygulama garanti senin datalarını kullanma, satma izni alıyor senden. Yani babanın hayrına asla sana öyle bir hizmet sunmuyor. İyi niyetle şunu düşünebilirsin, bu uygulama yenidir, işte zamanla kullanıcı topladıkça paralıya dönecektir. Yoook efendim. 

Hatta Independent’ın geçen günkü haberine* göre Facebook her ne hikmetse bir bug’ı düzeltirken oluşan başka bir bug’dan dolayı, kullanıcıların kameralarını kullandığı, video ve görüntü kaydı aldığı ortaya çıktı. Hata düzeltildi ve aslında basit bir(!) Ayar ile kendiniz koruma altına alabiliyorsunuz yazıyor.

2013’te Berkeley’e gitmiştim bir arkadaşımın yanına. LA, Berkeley, San Francisco ekseninde en az 15 günümü Silikon Vadisinden, Twitter, Uber gibi şirketlerden arkadaşlarla geçirdim. Tanıdığım insanların %80’inin kendi app’i vardı.

Yanında kaldığım arkadaşım trafik optimizasyonu ile ilgilendiği bir projede mühendis olarak çalışıyordu. Google Maps ile çoktan sokakları gezebiliyordun. O günlerde konuşulan şey ise Google’ın hedefinin evlerin içini gözetleyebileceği sistem geliştirmek olduğuydu. 

Yani duvarlardan içerisinin dışarıdaki Google araçlarıyla gözlemlenebildiğini düşünün. Ya da duvarlardan, çatıdan içeriyi görebilen Dronelar, veyahut kendimizin farkında bile olmadan izin verdiği ya da vermediği telefon kameralarımız! (Orada cidden başka bir gerçeklik yaşanıyor ve konuşuluyor. En az 10 yıl kadar ilerisini yaşıyorlar. Evet bu global çağda hem de.)

Tüm bu sistemin, futuristik dizi/filmlerden aşina olduğumuz üzere, yapmak istediği şey aslında sen daha suç(!) işlemeden yapabileceklerini bilip bunu engelleyecek mekanizmalar geliştirmek. Tabii gün geldiğinde neleri suç sayabileceğini düşününce tablo gerçekten korkunçlaşabiliyor. Çünkü şu an senin nelere, nasıl duygusal tepki verdiğini bilen, dahası sen tepki vermeden neler yapabileceğini ve ne hissedeceğini öngören sistem, hali hazırda insanları kutuplaştırdığı yerde istediği şey; itaattir. (Burada biraz sokaktaki adama bağladım, dur.)

Tüm bunları göz önünde bulundurup ne laptopumun kamerasına bant yapıştırmış durumdayım, ne de sosyal medyadan geri kalıyorum. Like’ın köpeğiyim. FBI’ın kalkıp beni takip ettiği gibi bir komplo teorisinde değilim ama davranışsal olarak verdiğim tepkilerde ne kadar özgürüm, ne kadar güdümlüyüm dönüp bakınca; like’lanmanın benim için önemini düşününce (nihayetinde izlenmek, görülmek, bilinmek istiyorum herkes gibi), gerçekten sosyal medyanın üzerimdeki minik dozda uyuşturma ve mutlu etme etkisini göz ardı edemiyorum.

Tam olarak bu beğenilme döngüsünden dolayı hayatlarının orta okul döneminden itibaren sosyal medya ile tanışmış olan Z kuşağı korkunç kişilik bozukluklarıyla yaşıyor. Bence jenerasyondan bağımsız olarak da sosyal medya insanların kendi olmasını, kendini tanımasının önüne geçiyor.  Kendilerini nasıl beğendikleri konusunda fikirleri manipülasyon altında, beğeni toplayan, takdir gören, popüler olan tipin artık prototipleşmesi, filtrelerin estetik operasyonlarda istenilen ölçütlere dönüşmesi, bu gençler arasında intihar oranlarının artması.. daha sayayım mı? 

Bu söyleşilerdeki silikon vadililer konuyu kapatırken şöyle önerilerde bulunuyor:

Bildirimleri kapatın

Size önerilen hiç bir içeriğe, videoya vs tıklamayın, bakmayın. Kendiniz seçin.

Zıt görüşlü kimseleri takip edin, zıt görüşlü arkadaşlarını arkadaşlıktan çıkarmayın ve tutun.

Ben ilk olarak data şorlamada öncü olan Tiktok’u sildim. Dahasını yapar mıyım bilmem. Aynı bu yazıyı nasıl bitireceğimi bilmediğim gibi. En güzeli şarkılı bitiş. Bir de Black Mirror’dan hatırladığım Susan göz kırpıyor kenardan.

* https://www.independent.co.uk/life-style/gadgets-and-tech/news/facebook-app-recording-camera-iphone-ios-news-feed-bug-update-fix-workaround-a9200696.html