Daha önce kitap uyarlamaları videomda royal mevzulara gireceğimden bahsetmiştim. İşte o vakit geldi çattı. Benim guilty pleasure’ımdır Royal hikayeleri konu alan belgesel, dizi ve filmler. Ups hatta kitaplar. Her ne kadar hayatta kalabilmek için birbirine tuzaklar kazan kadın hikayelerini, male gaze ile anlatmış olsa da çoğu dizi, film; bu dünyaya bakmanın tuhaf bir cazibesi var işte.

The Crown 15 Kasım’da yeni sezonuyla geliyor. Son fotoğraflar ve trailer aklımızı başımızdan aldı. İlk defa bu sezon dahil olacak olan Lady Diana ise, The Crown’ı yeterince sevmiyoruz gibi, başlı başına bekleme sebebi.

Henüz izlemediyseniz önceki bölümlerini izlemenizi salık verir, hatta Royal Külliyatını sizinle paylaşayım isterim. Bu postun sonuna kadar okursanız, izledikleriniz varsa yorumlarınızı duymak için sabırsızlanıyorum.

THE CROWN (2020)

© Des Willie

The Crown’ın yeni sezonunda akıllardaki en büyük soru Lady Diana’nın canlandırılmasının nasıl olacağı. Çok sevilen karakterlerin canlandırmasında en büyük sorun bu oluyor zaten. İnsanların kafasındakini karşılamasının imkanı olmuyor oyuncunun, çoğunlukla. Bence bir önemi de yok, iyi bir oyunculuk çıkarmışsa. (Bkz. Bohemian Rhapsody) Elizabeth Debicki ve bu prodüksiyon, işin altından kalkmışa benziyor. Heyecan büyük! Ayrıca bir kare de Camilla’lı gelsin.

© Des Willie

Vogue İtalya, daha önce görülmemiş 20 kareyi derlemiş. Bilahare buyurup bakınız.

Son olarak da trailer’ı şuraya bırakayım. Bir yere gitmeyin. Gelin devamı var.

Diana demişken oradan devam…

Diana, In her Own Words (1998)

1 saat 53 dklık bir belgesel film. Sanırım Diana hakkında en iyilerinden. Netflix’te var. 

Diana ile ilgili baş döndürücü şeylerden biri inanılmaz karizması. Kırılganlığı, çekingenliği, zekası, stili, cesareti, yardımseverliği vs. Benim onu ilk tanımam ise belki de evdeki yabancı magazin dergilerindeki fotoğraflarıyla idi.

Sonraki bahsedeceğim belgesellerde de görülecek, tam da royallerin popülaritesi düşmüşken D’nin onlar için nasıl bir kurtarıcı olduğu, nasıl dünyanın gözünü bir prensese, bir ikona çevirdiğini izleyiniz. 

Trajik ölümü ile dünyayı yasa boğması apayrı. Bugün bile günlerce haber kanallarında ve gazetelerdeki o bitmeyen yas görüntülerini hatırlıyorum. 

The Stroy of Diana (2017)

Yine Netflix’te var bu belgesel de. Peş peşe gömülebilir valla.

Diana (2013)

Diana’da Naomi Watts, Lady D havasını çok iyi yakalamış. Dahası film D.’nin bambaşka yanlarını ortaya koyuyor. Dodi Al Fayed ile ilişkisinin kamera arkası, güçlü duruşunun arkasında yaşadıkları. Bence mutlaka izlensin.

Yanlış hatırlamıyorsam alttaki şu belgeselleri de görmüştüm. Gizli servisi bir iki bölüm izleyip sıkılıp bıraktığımı hatırlıyorum. Spencer Ailesi ile ilgili izlediğim bu muydu emin değilim.

Niyeyse Lady Diana’nın hikayesi daha önceden kafamda hep şöyleydi. Gerçek bir peri masalı olarak duymaya alışığız ya bu hikayeyi. Sanki alelade bir aileden gelen, sokaktaki her hangi biri gibi. evet Lady D. ana okulu öğretmeniydi. Çocukluğunda annesi onları bıraktığı için travmaları olan biriydi. Ama bayağı ülkenin saygın ve sayılı ailesi olan Spencer’lardan geliyor. Diana’dan önce aslında ablası ile sevgili oluyor Charles. vs vs . Önceki bahsettiklerimde bahsi geçiyor bu hikayeler. Alttakileri es geçebilirisiniz gördüğünüzde.

The Queen (2006)

Helen Mirren’ın harika oyunculuğu ile Elizabeth’i Prenses Diana’nın ölümünden sonraki sürecinde izliyoruz. Yazın Masterclass’larını izlediğim Helen Mirren bu rol ile ilgili çok keyifli trivialar paylaşıyordu. Mesela onu bir açıklama yaparken hiç bir gergin değil, hiç mi falso yok diye incelerken evlilik yüzüğünü minik minik telaşlarla dokunduğunu farkediyor. Ve rolün tüm gerginliğini aynı şekilde ben de oradan aldım diyor. Bire bir öyle bir sahne için olmasa bile. Yine kostümler ile ilgili konuşurken Elizabeth’in giydiği tek parça diz altı elbisenin aynısından onun için dikilmiş ve giydiğinde ne kadar özgüvenli hissettiğini anlatıyor. Yani vakit olsa hepsini, yeni bilgilerle baştan izlesem dediğim bir an.

Queen Elizabeth II deyince, kaç tane devlet insanı gömdüğünü biliyoruz. Hal böyle olunca değinmeden geçemeyeceğim filmler şunlar.

The Iron Lady (2011)

Üzgünüm ben bir biyografi bağımlısıyım. Margaret Thatcher’ı bile itelerim bu listeye. Meryl Streep’in nefis performansı ile Oscar, Altın Küre, Bafta vs tüm en iyi oyunculukları topladığı bir film. Ayrıca filmin castına baktığımda Olivia Colman’ın Margaret Thatcher’ın kızı Carol Thatcher’ı canlandırdığını görüyorum. Ama daha da şaşırdığım Phoebe Waller Bridge’in Thathcer’ın sekreteri Susie’yi canlandırdığı oldu! Whaa! Buna da mı bir daha bakacağız. Of! Beş, altı hayat istiyorum sırf filmler izlemek için. 🙂

Madem oralara girdik. Churchill’den bahsetmemek olmaz.

The Darkest Hour (2017)

Henüz izlemedim. Ama listeye koymasam olmazdı. Gary Oldman tek başına yine bu filmle ortalığı kasıp kavurdu, onu iyi biliyorum. En acilinden bunu izliyorum.

The King’s Speech (2010)

Nefis film. Bizim Elizabeth’imizin babası tahta sürpriz bir şekilde geçiyor. Kekeme kralımız savaşın ortasında, hem askerlere hem de radyodan halka hitabedecek. İşte bunu başarmasının hikayesi. Duygusal. Canım Colin Firth. Her türlü unutamadığım bir sahne varsa o da şudur

Fuck fuck fuck Shit shit shit!

Efsane cast, Geoffrey Rush!!

The Royal House of Windsor

Netflix’te 6 bölümlük bir docuseries. Bence güzel. Gerçi izlerken anlıyorsun artık kimin tarafından anlatıyor. Bu saray gözüne yakın anlatılıyordu.

Peki biraz daha geriye gidiyorum.

Victoria (2016)

Blu Tv’de 3 sezonu yer alıyor. Pandemi öncesinde de yeni sezondan ses yoktu, hala yok. Beklemeyi bıraktım artık. The Crown yanında o kadar cheezy kalıyor ki. Olsun. Guilty pleasure kalite aramaz. 

Elizabeth (1998) ve Elizabeth The Golden Age (2007)

Bunlara diyecek laf yok zaten. Cate Blancett’ın I. Elizabeth’i yaklaşık onar yıl arayla canlandırdığı iki film. Üniversitedeyken izlemiştim ikisini de. Bayılmıştım zaten. Film olarak nasıllar hatırlamıyorum artık ama diyorum ya bir önemi yok.

Genç yaşta tahta geçmek durumunda kalan üç Britanya Kraliçe’si etti böylece. Kronolojik olarak tam tersi olsa da. Elizabeth bir de tahta geçen ilk kadın hükümdar. Ülkedeki şok etkisi büyük. Ve savaşçı bir kraliçe. Tepe tepe izleyin pls.

Ve tabii ki

The Tudors (2007)

8. Henry’nin 5 mi artık 6 mı, karılarını öldürdüğü, Anne Boleyn için ülkenin mezhebini değiştirdiği skandal hayatının entrikalarla dolu dizisi. Yani royal family deyince bu diziyi izlememek olmaz. Yine üniversiteye giderken izlemiştim.

Şöyle söyleyeyim: dönem dizi, filmlerini geçtim. Böyle biyografik, tarihi hikayeleri ayrı seviyorum. Tabii ki Muhteşem Yüzyıl izledim, Kösem’i de büyük ölçüde izlemiştim. Vallahi dizilerden öğrendiklerimle tarih bilgisi sattığım da çok oldu etrafta. (berbat!) Tabii ki tarih bu kadar tartışmaya açıkken, onu bir de kurmacalaştırıldığının farkındayım. İşin şakası bir yana(ne bu şaka mıydı), Hendry Tudor’un zamanında, diğer ülkelerde kimlerin olduğu, hangi olayların olduğu vs bir şekilde oturuyor kafasına insanın. Yoksa yemişim tarihi. Sen entrikadan bahset! 

Henry Cavill’e de oradan vurgunum. (ney?) O zamandan beri en yakışıklı kim? sorusuna verebildiğim cevap hep Henry Cavill olmuştu. 🙂 Şimdi herkesin en yakışıklısı olunca da bi meeh. Suffolk Dükümüzü reveransla uğurluyoruz.


The Other Boleyn Girl

Bunun kitabını da okumuştum. Bazı okuduğum kitapları ve uyarlamaları ile ilgili videomda bundan da bahsetmiştim Youtube’da.
Sanırım bok gibi filmdi ya. Yine de izledik işte yüz yıl önce yine üniversitede.

Gelelim benim diğer royallerime. Önce Britanya’dan çıkalım.

Grace of Monaco (2014)

Grace Kelly’nin kariyerinin zirvesindeyken Monaco Prensi ile evlendiğinde royal kurallar gereği oyunculuğu bırakması gerekiyor. Hollywood’dan İstanbul’daki bir semt kadar büyüklüğe sahip Monaco’ya gidiyor. Dahası Monaco’nun Grace’i olmayı başarıyor. Yine sevdiğim bir hikayeydi. Ama başka bir yerden okuyup, dinlemedim mesela Grace Kelly’i. O yüzden iyi mi anlatmış nedir bilmem. Güzel biyografi. 

BONUS

Ve Royallerin en kraliçesi..

Marie Antoinette (2006)

Sofia Coppola, bir kadın hükümdarın erkeklerden dinlemeye alışkın olduğumuz, hep male gaze ile izlediğimiz hikayesini ele alıyor. Marie Antoinette’in yanına gidip, onun gözünden neler olmuş olabileceğini anlatarak tüm kadınlara iade-i itibar yapıyor adeta. Daha iyi ifade etmenin pek çok yolu var bu filmi ve Sofia Coppola’nın yaptıklarını. Ama en güzeli de babasının belki adı altından güçlü çıkışı, belki sadece o fantezi dünyasını deneyimlemek için çektiği bu filmi bayılarak izledim bu yaz. Dönüp ropörtajlarına vs bir bakacağım bilahare.

Mary of Scotland (2018)

Deli gibi merak ettiğim ve hala izlemediğim film!

Vee

The Favourite (2018)

Yorgos Lanthimos’un son filmi. Olivia Colman’a sonunda Oscar’ı getiren rol. Film kurmaca. Ancak tarihten gibi görülen karelerde fish eye kullanmasından, kostümlerde kot kumaş kullanılması aklıma gelen ilk lezizler ayrıntılar. Sağlam castıyla sevdiğim filmlerden.