Füme Kaburga, Pizza Locale, Alsancak
Şimdi sizle çok ilham aldığım bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Kurumsal hayattan tanıdığım arkadaşım Cihan’la ilk dükkanları olan Pizza Locale’de Alsancak’ta buluştuk geçen gün. Dükkanı açtıklarından beri takipteyim ama ancak gelebildim. Cihan’la konuşacaklarım size de ilham verebilir diye düşündüğüm için de bu buluşmayı röportaj haline getirdim. Pizza yediğimde ilk şu fotoğrafı çekebildim. Hem leziz pizzamdan hem de çok çok keyifli sohbetten aklıma gelmedi, fırsat olmadı ne Cihan’ı ne dükkanı fotoğraflamaya. Ama siz özellikle Instagram hesaplarını takipte olun. Oldukça yaratıcılar ve hala yolunuz düşmediyse hemen en yakın Pizza Locale’ye gidip denemeye Füme Kaburga’dan başlayın derim. Artık İstanbul ve bir sürü yerde daha açılıyor.
Bitmedi! 22 Eylül’de de Pub Locale İzmir Bornova’da açılıyor. İddialı snackler ile geliyorlar!
Sen kimsin?
Cihan İzmir doğumlu, ilkokul, ortaokul, üniversite dahil hepsini İzmir’de okumuş ve burada yaşamayı kafasına koymuş. Daha sonra ne yapması gerektiğine tam karar vermemiş, biraz hayatın akışına bırakmış bir arkadaşımız. Okul, askerlik, bankacılık kariyeri. İstanbul, kurumsal hayatta bir yerlere gelmek istiyorsan mutlaka gitmen gereken bir yer. Burada şube başladım, İstanbul’da Genel Müdürlükte çalıştım.
Neciyim diyorsun?
Eski bankacı, yeni esnaf.
Esnaflık çok uzak değil. Çünkü ilkokul, ortaokul,lisede bit pazarı dedikleri, elektronikçiler çarşısı gibi yerlerde çok çalıştım, tezgahtarlık yaptım. Çok uzak değilim yani esnaflığa.
Ticareti biliyorsun?
Ona çok ticaret denmez ama en azından müşteriye nasıl davranılır, bir dükkan nasıl açılır, kapanır, nasıl paspas atılır, neye dikkat etmen lazım. O tip şeylere küçük yaştan aşinayız.
Ailede var mı böyle?
Var. Babam inşaat mühendisiydi. Kendi atölyesi vardı. Orayı kapattı. Daha sonra Elektronikçiler Çarşısı’nda bir yer açtı. Radyo vs elektronik. O işe girdi. Ben de onun yanında gördüm biraz.
Şimdi bilmeyenler için söyleyelim. Nedir konseptin? Kaçış.
Üniversiteden tanışan, kurumsal hayattan sıkılan iki arkadaşın burada samimi bir ortamda huzur içinde iş yapma isteği. Aslında finansal beklentilerle ortaya çıkmış bir proje hiç değil. Günde 20-30 tane pizza yapsak, kendimiz yaparız, kendimiz satarız şeklinde kurulmuş bir şey. Hatta şu an dükkanın önünde insanların oturduğu tahta yerler var.(Alsancak) “Ya nasılsa çok iş olmayacak, bir tarafa Eren geçer, bir tarafa ben geçerim kitabımızı okuruz, o kadar boş olur ki” mantığıyla kurduğumuz bir yer.
Hem ürün, hem fiyat, samimiyet, iyi iş, kendini yenileme, müşteriye olan davranış. Bunların hepsi bir yerde birleşiyor ve insanlar da karşılığını veriyor. Sağ olsunlar başında beri, karşılığını verdiler. Biz de açılış amacımızı gerçekleştiriyoruz.
Hep İzmir’e dönmek istiyordum diyorsun. Peki pizza mıydı aklındaki? Pizza ne zaman, nasıl çıktı? Ya da dönelim ama n’apalım.. Nasıl başladı hikaye?
Benim üniversiteden arkadaşım, şu anki ortağım Eren Ankara’daydı. Onun profesyonel işi buydu. Bunun gibi markalar yaratıyordu Ankara’da. Bunu bir grup için yapıyordu. O da Ankara’da çok sıkılıyordu. Ankara’ya gidip geliyorum. Oturuyoruz, yiyoruz, içiyoruz. Ama hiç pizza yapmamıştı o da. Biz böyle gidip gelirken konuşuyoruz, fikirlerimden bahsediyorum. Dönmek istiyorum, sıkılıyorum, n’apcaz, ne edeceğiz?
Benim gibi süreçlerin oluyor muydu? J “Bir projem var” gibi ya daJ
Yok öyle çok çılgın projeler yaratmıyordum. Belirli şeyler üzerine n’apabilirim daha çok. Çok bilmeden bu iş, özellikle bu sektör oldukça zor. Orada zaten benim ortağımın tecrübesiyle ben bu işe girmeye karar verdim. O olmasaydı ben kendi başıma bu işe girmezdim, çok net.
O “Ben de İzmir’e dönmek istiyorum, eğer sen ciddiysen, ben senle bu işe girerim” dedi. Çünkü ortaklık çok kolay değil ama birbirinin üzerinden yük alınca hayatı kolaylaştıran bir şey. Onun bu konudaki tecrübesi, ben de finans, muhasebe tarafında olurum dedim.
Puzzle’ın parçaları güzel denk gelmiş gibi..
Aynen. Pizza da şöyle, Eren’in zaten kafasında vardı birkaç şey. İzmir’e geleceğiz, İzmir’de ne eksik diye düşündük. Buranın dinamikleri çok farklı, İstanbul gibi değil. İnsanların alışkanlıkları farklı, alışkanlıkları değiştirmek çok kolay değil. Fiyat algısı önemli, damak tadı önemli, çok kolay bir grup değil İzmir.
Eksik olan ama herkesin hoşuna gidebilecek, alışkın olduğu, aşina olduğu ne olabilir? Pizza restoranları vardı. Pizza yapması çok zor değil. Tek tip ürün her zaman daha kolay. Pizza nasıl yaparız? Fast food zincirleri insanların beklentisinin altında kalıyordu lezzet olarak. Elde açma, günlük ürünler, dondurulmamış ürünlerle yapılan yemeklere doğru kayıyor beklenti.
Sizde alkol?
Bu dükkanda yok(Alsancak). Olan dükkanlarımız var.
Fine-dining bir konsept değil. Rezervasyon yok. Fast casual diye geçiyor bu segment. Fast food gibi hızlı. 8-10 dakikalarda yemeğin masaya servis edildiği ama ambiansın casual dininge yakın olduğu, insanların kendini rahat hissedebildiği, oturma süreleri 30-45 dakikalar ortalamasında, ödenen fiyatlar 8-12 dolarlar civarında, kişi başı. Bu segment her geçen gün Türkiye’de de dünyada da ciddi bir yer almaya başladı. Biz buraya konumlandıralım kendimizi; hem fiyat olarak herkesin ulaşabileceği bir yerde olalım, hem de günlük ürünlerden, taze ürünlerden yapılan, dondurulmuş ürünlerin, hazır sosların kullanılmadığı bir şey olsun.İnsanlar geldiklerinde iyi bir kalite tatsınlar dedik.
İlk Alsancak’ta açıldı..
İlki burada açıldı. Buna karar verdikten sonra bir 8 ay menü denememiz sürdü. Hamura karar verdik, soslara karar verdik. Eren’in bu işi yaptıkları için mutfakları vardı. O hamur formülleri çıkardı. Ben İstanbul’dan geldiğimde deneye deneye..
Sen evde yemek yapan biri miydin?
Yok, hiç.
Danışmanlık aldınız mı? Menü vs.
Eren’in zaten işi bu olduğu için, hepsini kendimiz denedik, insanlara tattırdık.
Ondan önce sever miydin, gideyim burada bunu yiyeyim, şuranın şusunu yiyeyim.
Severdim. Ama tamamen şahsi..
Kendine gurme J
TabiJ Yurt dışında rota belirleyip oranının busu. Zevk alacağımı düşündüğüm şeyleri deneyeyim, merak ederdim yani.
İstanbul’dayken evlendin, eşin de İzmir’li miydi? Buraya gelirken nasıl oldu? Eşin nasıl bakıyordu, İzmir’e dönmeye?
O İzmir’li değil ama ailesinin bir kısmı burada. Zaten seviyordu burayı. İstanbul’dan bıkmıştı o da benim gibi. Oturduk, ortak karar aldık. Hatta ilk altı ay burada işleri oturturken o İstanbul’daydı. Zaten burada ev hazır değildi.
Orada çalışmaya devam etti?
Aynen. Altı ay sonra geldi, evi de hazırlamıştım ben. Bizim muhasebe, raporlama tarafıyla ilgilenmeyle başladı.
Mutsuz muydun mesela? Kurumsal hayatta o son damla durumu oldu mu, ya yeter artık kendi işimi yapacağım dediğin?
Bende bardağı taşıran durumu değil, baştan beri buraya dönük bir şey yapma isteği vardı. Yoksa maddi kazanç olarak da, çalıştığım insanlar da kötü bir noktada değildi. Ama genel olarak benim yapıma çok uygun değildi. Pencerelerin açılmadığı otuzuncu katta, bilgisayar karşısında yetti bana.
İnsanların o döngünün dışına çıkamamasının en büyük nedeni ne sence? Çünkü sorsan herkesin hayali bu, herkes mutsuz, herkes o şeyden geçiyor: işe gidiyorum, eve geliyorum, ben de bir şeyler yapacağım ama. Oradan çıkmanın yolu ne, ya da niye çıkamıyorlar?                        Bence, gördüğüm kadarıyla, cesaret edemiyor insanlar. Tamamen bilmedikleri bir dünya, mutlaka ailesi ticaretle uğraşan vardır. Onlar zaten bir şekilde atıyorlar kendini. Yıllar geçip, pozisyonda ilerledikçe, maddi gelir, şirketin sana sağladığı ek faydalar giderek artıyor. Hele bir de çocuğun olduysa, aile kurduysan bu tip kararları vermek daha da zor hale geliyor. Ben de belki beş sene daha çalışsam bu kararı vermem daha zor olacaktı, böyle bir riske girmek istemeyecektim. Bence insanlar o tecrübe eksikliği nedeniyle cesaret edemiyorlar. Ama biz Eren’le gelirken her şeyi göze almıştık. Günde 20-30 pizza satalım, kalanla da mutlu olurum ben diye düşünerek geldik. Kurumsal hayatın getirdiği maddi şeyleri karşılaştırdığın zaman bizim için yeterliydi.
Ortağın evli mi, onun için de benzer bir risk durumu var mıydı?
Evet o da evli. Tabi onun da çocuğu olmadığı için bu tip kararları vermemiz biraz daha kolaydı.
Çocuk önemliJ
Çok zor yani neticede kendini tamamen ona kanalize ediyorsun. Bu tip kararları vermek zor.
Alsancak’tan sonrası nasıl oldu, hikayesi nasıl buranın. Artık İstanbul’da da var. İlk açılışı ne zamandı?
Ekim 2015. İlk günden itibaren dükkanda sıralar olmaya başladı,
Yer yok, rezervasyon da almıyorsunuz.
Zaten çok az masa var. 5-6 grup gelince doluyordu. Sonra dışarıya bir iki masa attık. Ama tabi fiziksel şartlar sınırlı. Dediğim gibi yaptığın işi iyi yapmaya çalışırsan, mutlaka insanlar bunun karşılığını veriyor. Bizim de hem samimiyet, hem lezzet, hem işin üzerine eğilmemiz, fiyat dengesi vs bunların hepsi birleşti. Aynı zamanda sosyal medya, mesela İzmir’de çok kullanılmıyordu bizden önce. Biz sosyal medyayı İzmir’de en iyi kullanan gruplardan biriyiz diyebilirim.
Evet. Açıldığı zamanki menüleri hatırlıyorum, fotoğrafları. Hem tasarımı, hem görsel, hem esprili, aşırı keyifli
O işi de ortağımın eşi İstanbul’da bir ajans yönetiyordu. Biz gelince işte böyle aile işi gibi oldu. Aslı finans tarafına, ortağımın eşi Burçin sosyal medya tarafına falan herkes bir işin ucundan tuttu. İşte fotoğrafları şöyle paylaşalım böyle paylaşalım. Şimdi o grup da büyüdü. O işle uğraşan 2-3 kişilik bir ekip var.
Sonrası nasıl oldu. Açtınız ve insanlar gelip bir yer daha açın mı demeye başladı?
İnsanların talebini karşılayamamaya başladık. Geliyor ve 10-15 masa sıra var. 10-15 masa sıra yani neredeyse bir, bir buçuk saat bekleme süresi demek. İnsanlarda memnuniyetsizlik oluşmaya başlıyor. Orada etkiyi terse döndürmemek lazım.
Beklemeye de çok yer yok..
Sağda solda oturacak birkaç yer var ama kaç kişi kaldırır orası. Biz napıyorduk mesela. İnsanlar zaten aç geliyorlar. Beklerken sinir katsayısı daha da yükselmesin Jdiye böyle büyük bir pizza yapıp insanlara dağıtıyorduk beklerken boş durmayın diyeJ
 
Aa ne kadar güzel.. Ağzınız tatlansınJ
Elimizden ne geliyorsa onu yapmaya çalışıyorduk.
İlk heyecanlandığın gelişme ne oldu? Ne bileyim, basında bir yerde çıktığın zaman, ya da bütçeyi yakaladığın zaman? Ya da biri geldi de.. noldu?
Burayı açmadan önce, tadilat bitti, fırını, mutfağı kurduk. Daha sandalyelerin bir kısmı var, bir kısmı yok. Daha açılmadık zaten resmi olarak. Ama habire pizza yapıyoruz. Yeni yeni bir şeyler deniyoruz. Menüyü oluşturduk kafamızda ama daha menü bile basılmamış. Biz de yeni bir şeyler deniyoruz. Denedikçe de kendimiz bir dilim yiyoruz. Bir tane pizza yapılıyor neticede. Bir dilim Eren, bir dilim ben, usta deniyoruz. Ondan sonra sokaktan geçeni çeviriyoruz: “Abi al şuradan bir dilim, dene. Yorumlarını alalım. Bir daha yer misiniz?” diyoruz. Sağa sola göndermeye başladık, esnafa, yoldan geçene..Sonra arada bir insanlar içerde bir çalışma var, bunlar açıldı herhalde diye girenler oluyordu. Kimseyi geri çevirmemek için: “Bizim menümüz basılmadı, resmi olarak açılmadık. Ama denemeler yapıyoruz, size de ne çıkarsa onu verebiliriz.” Kimseden de para almadık. Bazıları “ya olur mu öyle şey” deyip bahşis falan bıraktı, kimisi “ya tamam siz açın, biz bir daha gelelim” dedi. Güzel, samimi bir ortam oldu. Çünkü işinin başında duruyorsun. Dört kişi başladık biz. Bir usta, servisteki arkadaşımız Ahmet, Eren ve ben. Bulaşığa da biz giriyoruz, dükkanı da biz temizliyoruz, tuvaleti de, pizzaları da biz yapıyoruz. Eren daha çok mutfağa giriyor. Ben daha çok kasa ve servis tarafına giriyorum. Hepimiz bir ucundan tuttuk.
Daha açılmadan ablamların arkadaşları 8-10 kişilik bir grup geldi. Biz pizzaları deneteceğiz insanlara ve yorum alalım. Daha açılmadık nasıl olsa. Olumlu olumsuz bizi yönlendirin. Biz o dört kişi 8-10 kişiye güç bela yetiştirebildik. Tabi insanlar böyle bir beklentiyle gelmedi, ne çıkarsa onu yiyecek. Süre beklentisi yok. Demo sunumu gibi. Ne çatal bıçak, ne masa, ne servis yetişti. Dedik mutlaka destek almak lazım. Ertesi gün iki kişi daha aldık. Böyle böyle büyüdü olay.
Sorunun cevabı, oradaki insanları ikinci kez tekrar görmeye başladığım zaman “Tamam, bu iş oluyor. Demek ki insanlar memnun. Bir daha geliyor.” demeye başladım.  Yüzler gülüyor falan. Bunlar başlayınca dedik ki doğru yoldayız herhalde.
Sonraki projeleriniz neler? Pub Locale var sırada.
Pub aslında İstanbul’da İzmir’de örneklerini gördüğümüz, yurt dışında da örnekleri olan klasik pub projesi. Bir barı var, oturma yeri olan, hafif bir müzik var. Bunun yanında snack menüsü var. Klasik pub kafası, kokteyllerin olduğu.. İlk biz Pizza Locale’yi açtığımızda bu sokakta, bunun yan tarafına bir yer denk getirip, şöyle ufak, 3-4 masalı, sadece bira ve bir iki snack’in olduğu, o dükkandan çıkınca kendi kafamızı oyalayabileceğimiz..
Kendinize mekan açıyor gibiJ
Aynen biz zaten hep kendimize açıyor gibi açıyoruz yerleri. Öyle bir düşünce hep vardı. Franchise’larla birlikte devam edelim biz dedik, İzmir’de de ihtiyaç olduğunu düşünüyorduk. Daha henüz ilerleyecek yeri var çünkü.
İlki Bornova’da açılıyor 22 Eylül’de. Sonra Bostanlı’da düşünüyoruz.
Güzel, ikisi de bana daha Alsancak’tan yakınJ
Snackler iddialı. Ben silindir kalıbın içindeki nachosu gördüm instagram hesabında. Efsane. Orada da keşif süreci yine aynı şekilde mi gidiyor?
Zaten kafamızda bir şeyler vardı bu projeyi çıkarmadan. Eren bu konularda baya yaratıcı. Sürekli araştırıyor ve sürekli yeni bir şeyler deniyor. Her pubda olan standart snackler yerine biraz daha ön plana çıkabilecek, insanların özellikle İzmir’de çok fazla alışkın olmadığı, ya da arayıp da kolaylıkla bulamadığı şeyleri biraz daha ön plana çıkaralım dedik. Ona göre bir menü hazırladık. İnşallah o da beklenen etkiyi yaratır.
Bakmayın boş gibi durduğuna. Dolup dolup boşalıyor. İki dk içinde dolmuştu yine tüm sandalyeler. Ben pizzaya girişmiştim ellerimle:)
Bu arada hikaye yarım kaldı. İlk şubeyi açtın. İkinci, üçüncü franchiselar geldi. İstanbul’dasınız da artık.
Bu bizi biraz aşmaya başladı, yetişememeye başladık. İnsanlarda memnuniyetsizlik oluşmaya başladı bekleye bekleye sürekli. Marka bizi zorladı açıkcası, oraya götürdü bizi. Önce kendimiz mi açalım, franchise mı yapalım diye düşünmeye başladık. İkisinin de artısı, eksisi var. Kendin açarsan daha yavaş büyüyeceksin, yatırımı kendin yapıyorsun, kendin uğraşıyorsun. Tabi kazanç da tamamen sana ama biz işte burada bekleyen insanları tatmin edebilelim diye bir yol seçtik sadece. Franchise yolunu.
Ustaları biz yetiştiriyoruz. Pizzaların aynı çıkmasını sağlamak çok önemli. Aynı zamanda hizmet standartları. Biz devamlı bütün dükkanlarımızda fazla fazla adam çalışıyor, yeni açılacak dükkanlar için.
Onu diyecektim. Geldiğimde dükkanda çok fazla ve genç eleman çalışıyordu.
Hem servis personeli hem de mutfak tarafında sürekli adam yetiştiriyoruz ki, yeni şube açtığımızda buradan hazır personel gidip tıkır tıkır hiç bir problem yaşamadan bizimkiler pizza çıkarıyor, servis ediyor, hesapları alıyor oluyorlar. O standardı sağlamak çok önemli.
Biz hala dondurulmuş ürün göndermiyoruz. Hamur vs hepsi yerinde yapılıyor. Alsancak’taki standart neyse o kadar dinlendiriliyor hamur, öyle servis ediliyor.
İlk franchise ne zaman?
Açıldıktan bir sene sonra. Eylül 2016’da Bostan’lı açıldı. Ondan sonra tıkır tıkır ilerledi.
Zorlukları neler? Esnaf olmanın ya da kendi işini yapmanın?
Çok zorluğu var. En zor kısmı personel. Giderek artan personel sayısı var. Devamlı açılacak yeni şubelerin personellerinin eğitimleri. En çok zamanı bu alıyor. Onun dışında da açılan şubelerin standardizasyonunun yönetilebilmesi. Sonra da bu çok zaman alıyor. Genel olarak hizmet ve ürün standardının sağlanması. Ve personelle ilgili problemlerin çözülmesi diyelim.
İK J
Aynen. Yavaş yavaş belki departmanlaşmaya gitmek gerekicek bu şekilde büyümeye devam edersek.
Peki hiç hayal kırıklığı olduğu mu? Ya da büyük anlamda zorlandığın an, ne bileyim yenik hissettiğin ama değişen ya da değişmeyen haller?
Çok ekstrem bir şey olmadı ama sürekli bir şeylerle uğraşıyorsun. 7/24 hayatın bu oluyor. Ben şu an beyaz yakalı halimden çok çok daha fazla çalışıyorum. Ama daha mutluyum. Önemli olan o.
Kendine çalışıyorsun
Ama her şey sana soruluyor, her şeyin muhattabı sensin. Güzel bir yorum, tabi mutlu ediyor. Muhattap sensin, ama bir hata yapıldıysa, onun da muhattabısın. Biz her zaman insanların memnun ayrılmasına çalışıyoruz. Hata yapılmaz değil, mutlaka oluyor. Ama öyle ufak şeylerin hesabını yapan bir işletme değiliz biz. Önemli olan mutlu ayrılsınlar. Ben müşteri olarak gittiğim yerden ne bekliyorsam, onu sağlamaya çalışıyorum insanlara da. Orada samimiyet çok önemli. Şubelerin hepsi de bu şekilde. Pozitif geri bildirimler dur ben napıyorum demene de yardımcı oluyor zaten.
Hm onu diyecektim. Eleştiri duymayı ister misin, uygun üslupta tabi J Pozitif şekilde eleştiriden bahsediyorsun.
O kesinlikle, biz zaten açığız buna.
Peki senin kişisel özelliğin olup da, bu işte çok avantajına yaradığını düşündüğün ne ya da neler var?
Çok yumuşak bir yapım var, özellikle müşteriye karşı. Yıllarca, küçükken çalışmam sebebiyle. Samimiyim zaten. İnsanlara sen öyle davranınca herhalde onlar da öyle oluyor. Bir eleştiri bile olsa hep pozitif oluyor her şey.
Basketbol devam ediyor mu?
Ediyor. Corporate Ligue’e benzer şeyler oluyor burada da, ona benzer devam ediyoruz arkadaşlarla, yaz kış.
Tatil yapabildin mi?:)
Beyaz yakayken daha çok yapıyordumJDaha sınırlı şimdi. Ama İzmir’in avantajı yarım saat mesafede gidebileceğim on farklı yer var neredeyse.
En sevdiğin neresi?
Çeşme. Yazlığım da orada. İstanbul’dayken de oraya kaçıyorduk hafta sonları. Burada bile işleri ayarladın, hop akşam git.
Nasıl bir Çeşme tatili seninki?
Kafa dinleme. Bahçede oturup mangal yapmayı seviyorum. Daha sakin tarafını tercih ediyorum.
Şu an kaç kişisiniz. Core ekip?
Yani artık şubelerin kendi ekibi var. Ama bizim şubede 20 sigortalı çalışan falan var. Buna sosyal medya ekibi dahil değil.
 
İstanbul’da özlediğin bir şey var mı? Sürekli gidip geliyorsun zaten ama. Hani olur yaJ
İstanbul’da özlediğim arkadaşlarım var bir tek. Onlar da buraya geliyor. Fazla bir şey yok.
 
Güzel. Duyduğuma sevindimJNasıl bir patronsun? Az çok tahmin edebiliyorum ama.
Çalışanlara sormak lazım.:)
 
Nasıldır ilişkin? Hani mesafeyi şey yapalım da vs ..?
Belli kurallar var kesinlikle olması gereken. Dükkan içindeki hal, hareketler. Hem müşteriye karşı, hem çalışanlar arasında. Bunun gibi bir iki nokta var. Bunlar olmazsa olmazlar. Bu noktalar ihlal edilmediği sürece biz bütün çalışanlarla abi kardeş gibiyiz, birbirimize hitap ediş şeklimizden davranışlarımıza kadar. Patron havası yok ama o dediğim noktalar ihlal edildiğinde başka. Herkes onu bilecek ve dükkanın o şeyine göre davranacak. Burada çok güzel bir ahenk var. Dediğim gibi hala her şeyi birlikte yapıyoruz. Temizliğinden, dükkanın önünü süpürmeye. Çalışan o her taşın altına elini soktuğunu gördüğünde gerçekten sahipleniyorlar işi.
 
Son olarak da bizim gibi böyle aklı karışıklara, efendim hala işine devam edip de “of ya şu an şunu yapıyor olsaydım” “ya bunlar da ne güzel hayat yaşıyor” diyenlere diyecek neyin var. Tavsiye de olabilir..
Şöyle, dışarıdan göründüğü gibi değil. Hiç bir iş kolay değil. Her işin çok zor yanları var. Sorumluluk daha fazla ama daha mutlu hissediyorum kendimi. Eğer ki ben yatarım, çok rahat ya deniyorsa,  öyle olmuyor. 7/24 orada olmayı göze alarak girmeli bu işe. Bir sürü şeyle birden uğraşacaksın. Ne bileyim temizlik yapmak, müşterinin söylediği bir kötü söz bunlar rahatsız edecekse hizmet sektörüne hiç girme. Onlara söylemek istediklerim..
 
Beter olunJ))
Bunları göze alın. Tek başına zor bir iş. Bunların hepsiyle tek başına uğraşmak çok zor. O yüzden benimki gibi tecrübeli bir ortağınız varsa, o sizin hayatınızı çok kolaylaştırıyor. Onun söylediğiyle de ben onun hayatını çok kolaylaştırıyorum. Bizde otomatik olarak paylaşılıyor işler. Spontane, ne gerekiyorsa işin ucundan tutuluyor. Ben daha iyi yaptım vs olmuyor. Tek başına yorucu ve stresli olabilir. İyi bir ortakla hayat kolay hale gelebilir, bizde olduğu gibi.
 
 
Size nerelerden ulaşalım?:)
instagram: @pizzalocale
Teşekkür ederizJ