Başka Sinema’nın yakın zamanda bir sürü filmi hem şu günlerde vizyona sokmasından hem de bazılarını tekrar güzel salon ve ortamlar yaratarak sunmasından yararlanıp izledim. Yukarıda sıraladıklarım ve daha fazlası bugünlerde sinemalarda. Lütfen kaçırmadan gidip izleyin.  Seanslar ve salonları Başka Sinema’nın websitesinden öğrenebilirsiniz. ama her şey orada yok maalesef. Ben instagramdan takip ediyorum. Mesela şu dalganın bir ucunu yakalayın mutlaka.

Of spoiler verdiğim bir yazı mı olsun, yoksa vermeyeyim tavsiye yazısı mı olsun diye çok gidip geldim. ama tavsiye olsun. Filmi izleyenlerle konuşalım madem.

1. Shoplifters (Arakçılar)

Bu film uzun zamandır izlediğim en güzel film oldu. Tam Burning için aynısını söylemiştim ki hemen sonrasında izlediğimde gelip önüne geçti Burning’in.

Ağzımı yayarak yaaa derken gözlerimden kalpler fışkırıyor bu film zihnimden geçtiği anda. Gerçekten kalp eriten ve son dönemde izlediğim en güzel film Arakçılar. Yeni değil elbette. ilk gösterimini 2018 Cannes’da yapıp bir de Altın Palmiye aldı bu Japon yapımı film.

Filmde her şey var. Ay nereden başlayacağımı hiç bilemiyorum. Hadi bodozlama!

Filmde babaanneye bayıldım mesela, çok güldüm. Tam benim “komiğim” o kadının halleri işte.

O küçücük evin içindeki karmaşa, pislik, hareketlilik de çok güldürdü yine. Yemek yerken tırnaklarını kesen babaannemiz. Ah babaanne ya. Çin’e gittiğimde Uzak Doğululara özgü bu pis hallere çok şahit olmuştum. O evin içindeymişim gibi hissettim çoğu an kendimi. Mesela Çin’lilerin serçe parmaklarının tırnakları çok uzundur. 2cm kadar belki. Ve o tırnak her şeyi yaptıkları bir isviçre çakısı işlevi görür. Burunlarını, kulaklarını karıştırırlar, çaylarına şeker atarlar o tırnakla. 🙂 Yemek yerken çıkardıkları fırt fırt sesler vs. Neyse

Bir yandan pislik, ama bir yandan insanın için sıcacık hale getiren “aile bağları” var filmde. Seçtiğimiz aile ve içine doğduğumuz aile kavramlarını sorgulatırken hop samimiyetsizliğin bir arada tuttuğu bağlar samimiyete nasıl dönüşüyor onu görüyoruz.

Çok insan bu karakterlerin hepsi. Anlatım mükemmel. Karakterlerin çıkarcılığı, merhameti, sevgi ve sevgisizliği, tembelliği ve “ahlaksızlığına” şahit oluyor.

Doğru ne ki öyleyse, ahlaklı olan ne madem? Hangisininki daha vicdanlı o zaman derken ah çocuk masumluğu ve vicdanı gelip yüzümüze şabalak diye vuruyor işte gerçek budur diye.

Kesin ama kesin izleyin ya. Çok güzel be.

Şu da filmdeki en sevdiğim sahnelerin başında gelen kare. Afişlerinden biri de buymuş.

 

2. Burning (Şüphe)

Burning, Haruki Murakami’nin öyküsünden uyarlanan bir Kore yapımı film. İkinci sıraya koyduğum bu sevdiceğim filmi niye sevdiğimi yazmaya üşeniyorum şu an. Çünkü sahneleri tartışmak istiyorum. O da spoiler zıkkımı. Ama izlensin de istiyorum. Boru değil ikinci sırada işte. Geri kalan “bu film şunu anlatmaktadır, şurada şu ödülleri almıştırı anlatacak kişi de ben değilim zaten. Gugıl it biç. (A ah, atarlandı deli)

3.Girl (Kız)

Yani bu hikaye iyi ki anlatılmış be. Yazanı, çekeni, oynayanı, buraya getirenine kadar bir teşekkür ediyorum. Trans bir genç kızın hikayesinin anlatıldığı acayip bir dram. Kız bir de balerin. Ergenliğin meseleleriyle ilgilenirken bale okulundaki bir kızın hikayesi bile kocaman bir konu iken, erkek bedeninden profesyonel bir balerin olma yoluna tanıklık etmenizi tavsiye ediyorum. Lara beybi❤️

4.Cold War (Soğuk Savaş)

Soğuk savaş döneminde yıllar süren bir aşk ve kavuşamama hikayesi. Görsel ve müzikal şölen diyebileceğim filmde kadınlar, kıskançlıklar, ilişkiler üzerine izlerken, düşünürken gerçekten doyamadım. Sonu böylesi güzel filmlere pek de rastlamıyoruz. Bir sürü sahnesi gözümün önünde şu an. Çok çok güzel. Kare ekran ve siyah beyaz film izleme deneyimi de kaçırılmasın. Benim bu filmden beklentim daha yüksekti. Bekletiğimin azıcık altında kaldı ama dördüncü sıramda.

5.Transit

Bu film bu günlerde var mı sinemalarda emin değilim ama görürseniz kaçırmayın. Ben yazın izledim. Bir şekilde bu güncel film listeme kaynamış. Son dakika çıkarmaya gönlüm razı olmadı.

6. Beautiful Boy

En son bunu izlediğim için en taze bu. Film olarak çok başarılı bulmadım. Steve yerine kim oynasa daha iyi olurdu diye düşündüm izlerken de. Yine de her şey doğru yerli yerinde olsa da oyunculuğunda bana çarpmayan bir sığlık vardı Steve’in.

Ama filmi izlemenizi tavsiye edecek kocaman bir nedenim var. Timothee! Call me by your name’den de hastası olduğum Timothee’nin oyunculuğunu da güzelliğini de izlemeye doyamıyorum gerçekten. Gerçek bir uyuşturucu bağımlısı ve ailesinin hikayesi. Filmin en çarptığı an diye spoilera dalıyordum bir an. Ah ya. İzlenir, izlenmez mi. ben bunu Bomontiada’daki Alt’ta izledim. Şubat ortasına kadar şöyle bir program var. Güzel söyleşiler ve güzelim ortamı kaçırmayın.

7. Westlife (Yangın Yeri)

Nasıl biliyor musun? Bu film bu sayfadaki filmler arasında izlemesen de olur diyeceğim tek film. Yine de izlemiş olmaktan dolayı mutluyum. Ne yapmışlar, nasıl anlatmışlar, nasıl oynamış kadın, çocuk napmış, kadın oyunculuğunda neleri seçmiş diye izlediğim için 21 seansına girmiş olsam da uyumadan pür dikkat izlediğim film. Carey Mulligan ve Ed Oxenbould’un halleri izlenesiydi benim için.

BONUS: Green Book

Ah inanılmaz güzel film yahu. İzleyeli bir ay oldu neredeyse. Salonlardaki malum mısır krizinden dolayı bir var bir yok filmlerden olabilir. Gördüğünüz anda mutlaka izlemeniz gereken bir diğer kalp eriten filmlerden. Harika bir dostluk hikayesi. Irkçılık bir yandan konusu ama bu sefer zengin siyahi olan. Gerçek hikaye. Greenbook’a da 5 kalp veriyorum.

Günlerdir aklımı meşgul ediyordu. Paylaşmak için sabırsızlanıyordum bu filmleri. Biraz kısalı uzunlu anlattım derdimi ama izleyin konuşalım. Enjoy!