Geçtiğimiz bir iki haftada izlediklerimi Eylül ayına iteleyip, üzerine bir iki kelam etmek istiyorum. Sizlere de ne izlesek diye belki tavsiye, belki hatırlatma olur. Ya da izlediyseniz üzerine tartışabileceğimiz noktalar buluruz belki, hı?

RATCHED

Baştan söylemeliyim. İzlediğimden beri ne olmadı diye adını koymaya çalışıyorum. Herkes bu kadar ölüp biterken neyi beğenmedim sorusunun cevabını kendime vermek benim için önemli. Çünkü anlamadım mı, beğenmedim mi! 🙂 İzlendi mi, evet? Alıp götürdü. Seyir keyfi ve eğlencesi yüksek. Görsel show. Dekor, kostümler. Üfs. Harika.

Sarah Paulson oyunculuğu diye ölüp bitiliyor ama beni en çok Sophie Okonedo etkiledi.

Karantinanın bir yerlerinde National Theater’ın Youtube’da yaptığı gösterimlerde Kleopatra ve Antonyus’ta Kleopatra olarak izlemiştim Sophie Okonedo’yu. Oradaki performansı da muazzamdı. Bu rolün hakkını vermek bir yana, izlemesi en keyifli oyuncuydu benim için. Uzun sahneler, uzun repliklerin arasında hızlı karakter geçişlerini inanılmaz başarılı yapıyor. Biraz kaçırsa abartı durup yine inandırıcılığını yitirebilecek rollerin altından ustalıkla kalkıyor. Bayıldım bayıldım! (Şu an Netflix’te başka bir dizide daha yer alıyor, Criminal: UK. Dizi pek çekici gelmese de oyunculuğuna bakmak için izlesem mi diyorum.)

Sophie Okonedo Kleopatra’yı oynuyor @National Theater, Cleopatra & Anthonius

Son iki üç bölüm çok keyifliydi ve gerilim git gide arttı. Bu bana bir şeyler hissettirdiğinden dolayı iyi geliyor. Ama onun dışında bu kadar dramatik diyeceğimiz hikayelerin bende pek de tel titretmemesi, yapılan seçimlerle alakalı. Yani dramatik olacak diye kanırtmamışlar. Düşünüyorum. Bu neredeyse iyi bir şey bile belki. Hatta böyle bir konuyu bayağı eğlenceli, izlemesi keyifli şekilde vermişler. 

Hatta kadına, LGBTI bireylere, akıl hastalığı olanlara yönelik ayrımcılık, şiddet, istismar ile ilgili oldukça iyi bir yerde duruyor. Politik doğruculuk açısından fevkalade! Bu kadar çok kadın başrol diyebileceğimiz hikaye izlemek nefis. 

Nihayetinde dizinin gerçekçi olması da gerekmiyor ama sanırım bazı yerler abartı ve tutarsız. 

ENOLA HOLMES

Uf ya bunu ikinci sıraya koyacak kadar sevdiğimi sanmayın sakın. Onlarca ülkenin en çok izlenen sıralamasında tepeye oturan bu filmi, ancak uyku öncesi açtım ve ertesi gün bitirdim. Stranger Things’deki oyunculuğunu pek beğendiğim Millie Bobby Brown, burada teknik kokan, yapmacık pek çok sahnesiyle başta izlemeyi çok zorlaştırdı. Yine bir yerde seyir keyfi (bu sözcük öbeğini önümüzdeki iki ay kullanmamayı düşünüyorum.) yüksek diye geçtiğini okuduğumda kusasım geldi artık. çünkü bu yapmacıklık bana ne seyir ne de keyif olarak döndü. Sonradan hikaye ilerleyince bitirme motivasyonu buldum bir şekilde. Kelime ve harf oyunlarından ibaret sayılabilecek şekilde fazla sığ dedektifçilik döngüsü içeriyor. Yani Sherlock’ları izlediğimde şaşırmayı ne kadar sevdiğimi hatırlıyorum. Bunda ise ee yine mi scrabble’cılık? diye izledim. 

Gelgelelim yine kadının yerini yine hakkıyla teslim etmiş bir film. Hatta Millie Bobby Brown da yapımcılar arasında. Enola Holmes romanını okuyup etkileniyor ve oynamaya karar veriyor. Voila. Edilgen olmayan, etken kadınları erkeklerle eşit roller üstlenmiş karakterlerde görmeye devam ediyoruz. Bu açıdan oldukça iyi film. 

Ama totalde çerezlik, vasat bir film olmanın ötesine geçmiyor benim için. 

MANİFESTO

Cate Blanchett’ın, Julian Rosefeldt yönetmenliğinde 12 sanatçının manifestosunu monologlar halinde 13 farklı karaktere bürünerek okuduğu bir video kolajı. Anlaşılması biraz güç başlarda. Filmin bütününe bakınca kendisi bir manifesto mu, ya da bir şey söylüyor mu diye düşündüğümde ise cevap vermekte şu an zorlanıyorum. 

Oyunculukta biraz artık gösteriş bile yapıyor Blanchett. Her karakterde değişen aksanı, konuşma ritmi dikkat çekici şekilde iyi. Ama abartılar da var işte.

Hangi manifestoya nasıl bir prototipi koyduğunu, yaptığı ironileri izlemek lezzetli. Dans grubundaki dansçıların karakterlerini örtecek şekilde aynı giydirilip ifadelerinin yok edilmesi, bunun üstüne koreograf olan Blanchett’ımızın manifestosunu “okuduktan” sonra kimse farklı değil diye yakınması buna bir örnek. Yine ilkokul seviyesi diyebileceğimiz sınıfa sinema prensiplerini okuması. 

Mubi’de izlenebilir.

RBG

Ruth Bader Ginsburg

Kadın – Erkek eşitliğinde tarihte en önemli rollerden birini oynamış bu kadının, adım adım nasıl kararlılıkla ilerlediği, kadın-erkek eşitliğinin sadece kadınlar için değil toplumun tamamı için ne kadar ve neden gerekli olduğunu açıkça görebileceğimiz bir belgesel. 

Small talk’tan nefret eden, net, isabetli ifadeleri olan Ruth Bader Ginsburg tam aksi görüşteki insanlarla arkadaşlık kurmasından, espri anlayışına, çalışkanlığından, kararlılığına, her yönüyle ilham verici. Sabah aç karnına alınsın. Şu ara Mubi’de gösterimde.

SİERANEVADA

Bir umutla başladım bu filme. Mubi’de gösterimde işte bu da. Valla üç saatlik bu filmin yarısına kadar dayanabildim. Evet o evdeki karakterlerden biri gibi düşün kendini. Kaptır gitsin. Kafasını anladım ama izlediğim gün daha fazla işkence edemedim kendime. Kara mizah bu filmi, rabbim meraklısına bağışlasın diyorum. (düzinsan)

VE

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ ÜÇLEME

Valla meraklısı çoktan yalayıp yutmuştur, bilmeyeni hala önyargılıdır ya da hayatının dokuz saatini henüz buraya yatırmaya cesaret edememiştir. (inşallah buraya yatırmayıp youtube kanalıma falan yatırıyordur.) Böyle de lahmacun gibi düşünen biriyim.

Yalnız öğlenden akşamın bu saatine yayılan blog yazma sürecimde yazılar git gide kısalırken saçmalama oranım da bir o kadar arttı. Olsun. 

Fantastiğe fena düşmekteyim. Her şey Ursula Le Guin’in başının altından çıktı. Ne diyeyim. Çok basitinden, filmde ağaçların sökülüp yerine beton, çorak yerler oluşturulurken ülkemizi izler gibiydim. Fantastiğin herhangi gerçekçi bir hikayeden daha etkili olabileceğine geç aydım hayatımda. Ratched’a dönecek olursam, tutarsızlıklarıyla beni inandıramamasını, bu fantastik filmimizin ya da eserin bütünlüğü karşılaştırınca belki bir nebze ifade edebilmişimdir. 

BATMAN ÜÇLEME

Nolan’ın çektiği üçlüyü baştan sona tekrar izledim. En sevdiğimden en aza sıralayacak olursam 1-3-2 demeliyim.

Batman için şu an diyecek bir şeyim yok. 🙂 Sadece hatırlatma olabilir, canınızı çektirebilir belki bu son üçlemeler. Bilahare konuşuruz bunları.