Limanğzı, Kaş
Saatimi beşlere kurduysam da alarmı kapatıp uykuya döndüm. Yediyi on geçe kalkıp ancak başlayabildim yogama. Udiyalar bazen kendiliğinden olur, karnın oyulur ya. Bugün hiç öyle değildi. Baya çekmeliydi benimkiler. Karnım şiş zaten. Günlerdir ödem. Aşırı da yemiyorum. Ama alkol olabilir nedeni. Aşırı da içmiyorum. Duygudur, duygu. Çalışmamın sonuna doğru biraz daha yumuşamıştı.
Kendimi bir sürü düşünce içinde kaybolmuş buldum çokça. Belki de yine öyle bir halde purnadan kalkıp ellerimle bir çember çizip vahniye geçtim? Hayır ya ne vardı? Böyle değildi. Aa? Neyse vaişakadan devam ettim azıcık öne sarıp. Ve at pozu ekledim bugün. O da 4X3 ya, ilkini atladım. Unuttum. Derste çok fazla ve daha uzun çökmeler yapıyoruz. Evde nasıl zor geliyor. Herhalde tembel bir öğrenciyim. Mesela D Hocanın dersinde öğrendiklerimi ne kadar yaptım diye düşündüm bugüne kadar. Evet konuştuklarımız, kafamdaki sorulara aldığım cevaplar hep aklımda. Ama onları da belki geçiremedim hayatıma. Hatta öyle.
Sonra Defne Hocanın Çok yazısını hatırlattı Tansel. O ve önceki yazılarından bildiğimiz, ne kadar çalıştığı. Yoganın dönüştürücü ya da gerçek yoga olması için belli ki çok ve gerçekten çalışmak gerekiyor.
Bir de dün öğlen yazsam başka, akşam yazsam bambaşka şeyler anlatasım vardı. Şimdi yorgunum.
Henüz tanışmamış olan varsa Manuş Baba ile tanışın isterim.. Dönersen Islık Çal, Eteği Belinde’ler dinlensin. Ama ben şunu paylaşacağım. Neşeniz bol olsun:)