Kaş Liman
Canım sangha, burada ya da dışında iyi ki varsın.
Bak bu fotoğrafı bugün çektim, gün batımında. Ben hala her gün batımında Kaş’a aşık oluyorum. Şansıma şükrediyorum.
Bugün erken denmeyecek bir saatte, 10’a doğru kalktım. Gece hiç uyuyamadım. Önce sıcak, sonra açılan uyku. Hadi izlenilen Game Of Thrones’un son bölüm heyecanı vs derken. Sabah 6yı gördüm uyurken. Sonra kalkıp kahve eşliğinde laptop önüne oturduğumda bugün yoga okumak yerine(kırmızı çadırda gün iki) öyküye ekleme yapmak geldi içimden. Oturduğumda iyice cheezy bir aşk hikayesi, bu ne ya dedim, yazasım yoktu. Sonra gati yine işe yaradı, bir şeyler yazdım. Gün içinde yine bir bölüm ekledim. Günlük hayattan kopasım var.
Şunu söyleyeyim. Ne yapmak istiyorum değil de, neden yapmak istiyorum, onu çok iyi anladığım dönemler. Evde geçirebildiğim şöyle vakitler o kadar kıymetli ki! Daha yapmak istediğim bir sürü şeye hizmet etmeli ve alan tanımalı benim işim, uğraşım, “ekmek param”.
Bu aralar annemin bitmek bitmeyen ağrıları beni yine aralıksız hastalık, yoga ekseninde düşüncelere sevkediyor. Bunların korelasyonu eksi bir olmalı. Zıt yönlü! Yazmak istediğim konulardan biri bu uzun zamandır. Şimdi büyük laflar edip, ahmaklık yapmak istemiyorum. Size sanrılarımı anlatayım azıcık. Baya korkuyorum hatta büyük konuşmaktan.
Şimdi bizler yoga yaparak daha bir iç görü sahibi olmaya başladık. Vücudumuza karşı daha hassas, kendimizi, bedenimizi, nefesimizi daha bir net hissetmeye, daha farkında olmaya başladık. Ya da başlıyoruz. Önceden bana söylesen anlamama imkan yoktu, o dönem içinde bulunduğum ruh halinden dolayı griple, ateşle yattığımı.
Ben çalışırken sürekli hastaydım. Ama sürekli. Tatil yaparken bile yanımda soğuk algınlığı için vitamin,nurofen, sandozlar; bağırsak bozma ihtimalime karşı reflor; midem için nexium vs vs ilaçlar taşırdım. Ofiste çekmecemde de hazır bulunurdu. O zaman söylesen, bu gripler, yükselmeyen enerji, cansızlık hali, sırt ağrıları.. anlamazdım işte duygusal karşıkları olduğunu.
Zaten eğitmenlik eğitimi alırken ve sonrasında da uzun süre omuz, boyun ve üst sırt bölgemdeki ağrılarla cebelleştim. Daha önceden orada olmasına alıştığım ağrılar çözülüyor, ben de yüklerimden azade oluyordum. Taşıdığım ve altında ezildiğim iş, arkadaşlar, ailedeki gereksiz sorumluluklar vs vs.
Dönüşüm birbirini tetikledikçe, bedenimde derinlere girdikçe hayatın yükleri, o yüklerle uzlaşma sağlandıkça beden değişti, gelişti. (Tabi her vakit geçtikçe eh daha çok yol var diyorum, orası baki)
Eh peki madem hal böyle, e biz yoga yapanlar hep sağlıklı mı olacağız? D. Hoca buradayken de gündemimdeki bir soruydu bu ve ona da sordum.
Tekrar haddimi aşmaktan, cehaletimden imtina ederek, kimseyi kırıp, incitmeden yinelemek isterim.
Mesela çok “iyi yoga yapan” biri öyleyse hiç kanser olmazmış gibi geliyor. Saçma bir önerme ama..
D. Hoca’ya mesela sizin hasta olduğunuzu duysam hayal kırıklığı yaşarım diye özetlemiştim tüm bu anlattıklarımı en sonunda.
Çünkü yaşadığım şeyler, etrafımdaki insanlarda gözlemlediklerim bana insanların hastalıklarını, bazen kazaları, hatta ölümlerini bile seçtiklerini düşündürmek için güçlü kanıtlar sundu. Ya da bunları benim algılayış, kabulleniş biçimim bu yönde.
Ama bu bahsi geçen kişiler bizim meraklı, gerçekle yüzleşmeye hevesli bakışlardan uzak, uykuda hayat süren kimseler. O hastalık neye yarıyor mesela? Kimi, ne şekilde etrafında tutabiliyor? Ona ne sağlıyor? Ya da onu nelerden azade hale getiriyor? Neler hoş görülüyor bu sayede. Vsvs
Eh böyle olunca da hocalar sanki hastalanmaz, çünkü onlar böyle yüzleşmelerden kaçmayacak, görmek isteyecek, ya da kendi bedenine duyarlılığı olan kişilerdir gibi geliyor.
D. Hocamız da hak verdi dediklerime ama tüm şefkatiyle bana bir sürü örnekten bahsetti. Çok sevdiği bir arkadaşını, hayata bağlılığına rağmen, çok bilge biri olmasına rağmen, yüksek bir merdivenden düşüp, yanındayken bir kaza sonucu kaybettiğini söyledi. Bu şekilde, benim dediğim gibi olmayabilir yani mevzular. Ya da kanser gibi bir hastalığa yakalanmak bile mümkün.
Bu sorgular benim hem kaybetme korkumdan, hem de ölüm korkumdan kaynaklanıyor bir yandan. Hatta hastalanan anneme sinirleniyorum bile. Önemli bir şeyi yok çok şükür, şimdilik. Ama onun hastalığından beslenmesini istemiyorum işte. Defne Hocanın yazılarından bana işlemiş bir bilgi. O öfkenin bir arka perdesinde ne var? Korku mu?
Konu üzerinde diyeceğim birkaç şey daha vardı, ama konu zaten nasıl buraya geldi anlamadım bile. Her seferinde düşünüyorum böyle bağlantı gördüğüm birine nasıl bahsetsem diye. Annem olunca da iş daha değişik tabi. Dün okuduğum shadow yoga notlarında da bilgiyi basitinden başlayarak verin diyordu. Daha önce ders verirken gördüğümde de böyleydi. Hassas konular. Ben düşüneyim. Ama siz de yorumlarınızı, sorularınızı eksik etmeyin. Kafam daha bir toparlanır.
Bu arada bugün yoga okumadım ama yapılacaklar listemde fena gitmiyorum. Thanks to yoga and beloved sangha!
26. günde görüşürüz. Ayı karatıp, güneşin tutulmasına az kaldı.