Merhaba sangha!
Son yazımı yazıp İstanbul’a doğru yollara düştüm. Cenazemiz vardı. Önce İzmir’e uğrayıp anneannemi aldım. Sonra iki üç saat uyuyup (uyuyamadan) İstanbul’a. Dolunay etkisiydi herhalde, ya da yola çıkarken içtiğim kahveler. Bunun ayrımını yapabildiğimi söylesem yalan olur:)
Gitmişken de aklımdakiler için kalışımı uzattım. Görülecek eş-dost, kutlanacak doğum günleri, içilecek rakılar, edilecek kelamlar. Ne yapmak istiyorum ya da ne yapmak istemiyorum için de güzel bir hafta oldu diyebilirim. Küçük de olsa adımlar iyidir iyi.
Bir süredir, bir ayağımız da artık İzmir’de ailecek. Ege ve Akdeniz açılımı yaptık böyle bu sene.
Dün gece Kaş’a geldim. Bugün disipline girip, bu ayı öyle geçirmek istiyorum.
Disiplin nedir?
Bu ay dolunayda yoga yapmadım. O gün gece yoldaydım. Ay tutulurken, yolda olmak çok etkileyiciydi. Virajalarda dönüp ayı kaybettikçe, heyecanla görebilmeye çalıştım.1:30 gibi İzmir’de uyumaya çalıştıysam da başaramadım. Sabah 4te kalktım. Hala dolunaya çok yakın saatler diye yapmadım yogamı. Ve yola çıktım. Cenazeydi vs derken o gün akşam eve uğradığımda yapasım yoktu. Yani bir fire verdim uzun zaman sonra. Ertesi gün kalktığımda o kadar yapasım yoktu ki. Neyse yaptım bir şekilde.
Neyi beslersem o büyüyor gerçekten. Cumartesi sabahı da İzmir için yola çıkacağım. 9-10 gibi kalktım ve ısınmalar, sonra oturup “kapanışa” geçtim. Çünkü soğuma denmezdi ona. Ama yol boyu aşırı gergindim. Yok yereJBir ara Defne Hocailk başlarda soğumadan yogayı bitiren Fatoş’a yazmıştı. Soğuma yapmadan kalktığında elektirikli bir gün geçirirsin diye. (Bu kelimelerle değildi sanıyorumJ) Ama o minicik ısınmanın öyle etkisi olabilir miydi cidden.
Bugün sabah 8de uyanmış, yoga yapabilecek haldeysem de, bir buçuk saat daha uzattım uykuyu. Uzun, yavaş bir balakrama yaptım. Udiyanalar ve mayurayı da orta karar şekilde dahil ediyorum artık çalışmama. Kaburgamdaki ağrı sanırım yok gibi, azaldı. Sol ayak bileği ağrım da geçti gibi. Ama zaman zaman kütük gibi hissiyatıyla geri geliyor.
Asıl boyun ve omuzlarımı ısınmalarda güzelce yoğurmam gerekiyor. Katılaşmaya çok müsait, çoğu zaman ağrılı buluyorum. Dayanılmaz değil, minik ağrılar. Sol ayak bileğim de böyle istediği olmayınca başı tutan, nabzı, tansiyonu fırlayan teyzeler olur ya. “Ay bak başım tuttu yine” der gibi gösteriyor kendini. Yani istekle alakası yok ama. Bazen var, bazen yok durumunda. Ama terliklerle alakalı olabilir bu durum cidden. İstanbul ve İzmir’deyken gidip terlik almak da aşırı zor geldi.
Ne diyordum, neyi beslersem… Bir gün yapmasam yapmamaya daha meyilli oluyor. Pis şeyler yediğimde, nasıl olsa dün yedim diye yemeye, saldıysam salmaya ama disipline devam ediyorsam, o kadar geldim, şunları yaptım,şimdi bırakmayayım diyorum. Bu yazma işi, ya da 28günyoga takvimi beni zinde tutuyor. Buraya bağlılık. Yani geçtiğimiz tüm süreçte yoga pratiğimi yaptım ama artık bırak tamamen hissederek yapmayı, tembelliğe meylediyorum. Oturup şunu yazacak olmak, kendime o vakti ayırıp, etrafımdakilere dur demek bana çok faydalı oluyormuş meğer.
Şimdi bütçe kısıtından evde yemek yapmak, evde yemek gibi bir hedefim varJBir de her gün oturup kendimce AR-GE çalışması yapacağım 2 gatilik (24dkX2).
Bu arada kurmaca yazarken dakika tutuyorum. Mesela karakterim bir mail atacak. Ne yazcak bu diye, tüm gün aklımda dolaşıyorum. 24 dakika kurmasam başka şeye 10. Dakikada atlamış olacağım. Ama dur, hadi bırak telefonu dön bak daha şu kadar var, ay üç dakika kalmış yaz hadi diye uğraştıkça bir şeyler geliyor aklıma. Müthiş parlak fikirler çıkmıyor ama olsun. Uzaktan (laptopa uzakken) düşünüp de karar vermeye çalıştığım şeylerden farklı bir durum, oturup, o işe odaklanmak. Odaklanmayı öğrenememiş ben!
Canım sangha, senin varlığını bilmek çok güzel oluyor. Lost’u izleyenler şu görseli iyi bilir. Geri dönmemiz lazım:)
22. Günde görüşmek üzere.