Sabah 6 alarmından bile önce açtım gözlerimi. Yatakta telefondan işaret bekliyorum ama bir yandan da kalkıp yoga yapmak dünyanın en anlamsız şeyi gibi geliyor. Daha geç yapabiliyorsan yapmalısın, ya da kalkıp erkenden dışarı mı çıkacaksın? O zaman erteleyebildiğin kadar en geç saatte uyan yap. Niye bu saatte kalkıyorsun ki? Tam herhalde dalmıştım, Beste iki kere aramış. Onu görmesem tekrar uyuyacağım, kesin. Allahtan sözleştik. Kalktım bir şekilde ve zihnin saçmalığı adlı piyesim bittiğinde akli melaikelerimi selamladım. Geçtim samapada’ya!
İnsan tam bir hikaye uydurucu. Kendisi ile çelişmemek için önce kendini inandıracağı tonla gerçeklik uydurmaya bayılıyor. Bilişsel çelişki diye ilk okuduğumda çok şaşırmıştım zihnin bu çalışma mekanizmasına.
Uzay boşluğunda iki nokta olsun erken uyanmak (A noktası) ve yatıp uyuma isteği(B noktası). O aradaki boşluğu bir güzel dantel gibi işliyor zihin. Kendi işine gelen delilleri alıp koyuyor oraya.
Aynı şunun gibi. Geçen Özgür’ü darladım. Gel, Sinan da dönüş biletini yaksın. Pazar arabayla İstanbul’a döneriz. Çünkü yolda olasım var. Bakacağım dedi. Dün ben daha yogama başlamadan eve köklerimi salmış gibi hissediyordum. Önceki gün manzaralara doyamamış, Kaş’ta olmanın tekrar tadına varmışlığın etkisi. Yeniay gerilimini atlatmış, regl döngüsünden çıkmış ter temiz kafayla yogaya dönmüşüm. Durasım var. Bloga yazıyı atmıştım ki Özgür biletini almış, geliyor. E benim dönesim yoktuAma şimdi gitmek için hayırlar vardır, zaten dövme yaptırmak istiyordum yaptırayım, zaten şunu da yapacaktım, e bunu da diye listeledim. Hayır hiç kötü bir plan değil. Özgür’cüğümün gelişi zaten yeter bana.
Benim plan yapabilme kabiliyetim iyice yirmi dakikanın altına düştü. İleriye dönük, çok istediğim bir şey bile olsa, o an geldiğinde “canım istemiyorsa”, “o modda” değilsem vay halime. Çok istediğim bir konsere bilet almışım, aylardır bekliyorum diyelim, evden çıkmama bir saat var. Ben o an oturmak istiyorum. Böyle sakin. Yoo kötü değilim, depresyonda da değilim. Modum kötü de değil. Ama o değil. Anlatabiliyor muyum bilmiyorum. Bu başıbozukluk, başı boşluk ne olacak acaba. İleriye dönük plan yapalım dendiğinde de boğazımı sıkıyorlar. Bir arkadaş Şubat’ta şuraya gidelim mi ya dediğinde benim için öyle bilinmez ki. Nasıl he diyeyim ya? Çalışırken de tatil planlamakta çok zorlanırdım. Neyse. Önümde tek planlı şey shadow yoga dersleri, nasıl? Bir MG’nin Yazarlık Atölyesinin ya ilki, ya ikincisi..
Yoga sonrasında ilham ödevlerinden, cümlelerinden bazılarına göz attım. Oturup yazıp çizmeye çalıştım. Etraf şu an yandaki otelin havuzunda bağrışan (saat 7:40 am) çılgın gençlerinin sesleri dışında müthiş sessiz. Hava yumuşacık, deniz çarşaf gibi. Rüzgarsız ama ne soğuk ne sıcak. Mayıs gibi. Işık yumuşacık, henüz tepemize dikilip ekranı göremeyecek kadar gözümü kör etmiyor.
Farketmez cevabı
Ne demek farketmez! Birkaç arkadaşımla bu dehlize düşüyorum. Arkadaşlar nolur farketsin. Benim için farkediyor çünkü. Orta yolu bulmaya, ortak şeyler yapmaya kolay adapte oluyorum. Sevdiğim ve sevmediğim şeyler de çok bellidir başta, yeni şeylere merak duyup, tavsiye dinlemeye açık kapılarım olsa da. Ama farketmez kadar beni zora sokan bir şey yok.
Çünkü bir, iki, üç ben istediğim ya da istemediğim şeyi söylemeye devam edip, yanımda hiç bir şey söylemeyince, bu sefer ay mutsuz mu, ay hep benim dediğim mi oldu, bak o da şunu mu istedi de dflfkekjfekj. Kaçının lütfen. Farketmiyorsa kendinize en yakın gördüğünüz şıkkı işaretleyin. Böylece gerçekten farketmeyen anlara güvenebilelim biz de.
Başkasını mutlu etmek için girilen konforsuz anlar, alanlar. Ya da mutsuz etmemek için katlanılan içerdeki zulüm.
Zor muyum ben acaba? Yoksa ben de farketmezci miyim? Yukarıdaki iki konu nasıl bir araya geldi. Birbiriyle çelişti mi. Belki de karşımdakinin kendi duygularının sorumluluğunu aldığına daha bir güvenmem ve kontrol etmekten, müdahale etmekten vazgeçmem mi gerekiyor.
Yazarken, cümleyi bitirdiğinde farketmiş oluyorum bazı şeyleri. O yüzden buraya yazma motivasyonunu buluyorum kendimde biraz da. Çünkü bir word’de yazdığım şeyler var, onları buraya atmak, resmiyet kazandırıyor gibi. Aklından geçen binlerce şeyin harflerde bir nüshasını bulup, o günkü silüetinde indirgenmesi başka bir şey. Çoğu zaman fotoğraf seçip attktan sonra daha netleşiyor dediklerim, kendi kafamda en azından.