Sarıbelen
Motor sınavı
Todo’daki sarıbelen boğazı
Rakı
Kutlama
Bilmek
Öğrenmek
Hüngürük
Son yüzüş
Kapluş
Komşu
Yol
Yolculuk
Yolluk
İstanbul
Yavrular
Yogasızlık
Suçluluksuz
Yeme içme
Gülmek. Çok gülmek. Kıkırdamak. Bunu sevmek.
Hayal etmek
Yollara düşmek
Yerinde duramamak
Plan yapamamak
Savrulmak mı
Sanmamak
Yoldayken karar vermek
İstanbul’a gidememek değil
İstanbul’a dönememek
İzmir’e değil, Kaş’a gelmek
Uyuyup uyanmak
Yogaya dönmek
Yuvaya dönmek
Mutlanmak
Kitaba dalmak
Kendini bulmak
Mutlanmak
Bugün hayatımın geri kalanının ilk günü,
Her gün öyle ya..
Bazen öyle küçük şeyler, öyle büyük, uzak gözükür ya. Aslında hiç de öyle olmadığını fark ettiğin an.
Bilmem gereken bir şey var mı? diye sorup duruyordum. Geçen gün bir cevap geldi. Bilmem gerekenlerin geliş zamanlamasına öyle güveniyorum ki şu aralar. Hatta Bilmem gereken bir şey var mı? diye sorarak işi hızlandırmış olduğuma bile inanıyorum. Evrenin bana hizmet ettiğini, işimi kolaylaştırdığını düşünüyorum. Yok, hiç kaderci değilim. Aksine hep şansımı kendim yarattığıma inandım çocukluğumdan beri. Daha orta okulda yıllığıma “Bazı insanlar kendi şansını kendi yaratırmış. Sen de onlardan birisin yazmışlardı.”
Evet evrenden torpilli olduğuma da inanırım ama öyle bir yerdeyim ki. “Evrenden ne istediğini bir belirle önce” diyor herkes, her şey bana. Ben kendime. Yok aslında terapistim dedi bunu bana.
İş mi istiyorsun? Ne zaman, günün hangi saatinde çalışmak istiyorsun? Çalışırken ne giymek istiyorsun? Kimle beraber olmak istiyorsun? Boyu, kaşı, gözü, huyu, suyu nasıl olsun? Nerede yaşamak istiyorsun?
Öyle bir iş, eş ve ev var. Sen önce ne istiyorsun, onu bir belirle de evren neye hizmet edeceğini bilsin. Hatta baya spesifik ol. Boşlukları evren kendi bildiğiyle dolduruyor çünkü. Hayır secretcılık değil bu. Sanırım sen bil ki ona göre seç’cilik.
Bugün Dolce far niente günüydü. Hiç bir şey yapmamanın hoşluğu. (Sweetness of doing nothing). Dünden beri okuduğum yazı, kitap; izlediğim video, film, dizilerde hep karşıma bir şeyler çıkıyor. Hepsi doğru zamanda.
İki gündür çıkanlar bana kendime dürüst olmam gerektiğini hatırlatıp durdu. Mesela Charlie Chaplin’in 70. Doğum gününde dedikleri. Sonra istediklerim konusunda bolca cesaret verdi Ozan Önen’in Babam Beni Şahdamarımdan Öptü’sü. Düşündürdü Meltem Güner’in youtube’daki videoları.
Biraz daha öncelerine gidelim. Aklımdaki olasılıklar bir kurumsallık olgusundan kaçarken başka bir kendimden uzak noktaya denk düşüyordu belki. Gidip insanlarla konuşup, dinleyip, sorup bazı sorularıma cevaplar buldum. Sıcak-soğuk oyunu vardı ya. Benim gidip her köşeye yaklaşıp, içine girip, şöyle bir havayı koklamam gerekiyor. Eh hayat tabi öyle her olasılığı, her tecrübeyi edinebileceğimiz kadar uzun değil. Yoksa herkes ol, her şey ol. Kafamdakileri uzaktan da olsa bir görüp “yok bu benlik değil” deyip koydum kenara.
Dahası belki de yeteri kadar cesur olursam, bir karar vermem gerekmediğini gördüm. Karar verirken gerçek doğama sadık kalıp, gerçekten ama gerçekten istediğimi ortaya yeni çıkarıyorum. Kendime yeni yeni itiraf ediyorum. Ben şunu istiyorum diye. Henüz söylemeyeceğim. Tılsımı bozulmasınJ
 
Ah ne kadar zorlandım bugün yazarken. Başım patlıyor.
Motor sınavını geçtim. Kaç yıldır, ve Kaş’a geldiğimden beri adım atmak istediğim Sarıbelen Adası’na yüzdüm. Evde duvarlara bir şeyler astım. Yarın kalkıp gidecek bile olsam. Bilmiyoruz. Yapmak istediğim şeyle ilgili kendime dürüst cevaplar verdim. 7 Ağustos’a göre daha dürüst. Şimdilik en dürüst halim. Bir sürü şey duydum, öğrendim, gördüm. Çok zaman kazandım. Çok şanslıyım.
Yogaya Pazar, Pazartesi, Salı ara verdim. Yazmadım. Yedim içtim. Suçluluk duymadım. Döndüm. Normalde yoga yaparken 65% orada olabiliyorsam, dün döndüm. 95% oradaydım. Yogasızlığı övmüyorum. Hatta bugün hala ceremesini çekiyorum. Yataktan kalkınca yapmamak istiyorum. Oturup yazmamak istiyorum. Bir yandan eksikliğini deli gibi hissetmeme rağmen. Bugün böyle paslanmış gibi hissediyorum. Uzun süre koşup, koşuya ara verip, döndüğündeki ilk an gibi.
Dahası, önüme hiç bir şey çıkmasaydı da tamamdı benim için. Ama bunu dünden itibaren söyleyebiliyorum kendime. Charlie’cim sağol sen de.

Eylül’e sayılı saatler kaldı. Hava hafif serinledi. Kırk derecelerde değil artık. Bugün bir de mis gibi esiyor. Marinaya doğru dalgalar sürükleniyor önümde.