Bu sabah 6:30da uyandım kendiliğimden. Baktım erken uyanma takımı diye kurduğumuz bülbüller whatsapp’ta şakımaya başlamış. Attım ben de kendimi balkona. Oturdum laptopun başına. Yine canım öyküye eklemeler yapmak istiyor, yoga okumak yerine. Aslında aklımda sürekli o var bugünlerde. Hatta yaratıcı yazarlık atölyelerine devam etmek. Daha önce yazdıklarımın sonunu getiremiyor, paylaşamıyordum. Üç aydır neler neler paylaştım, paylaştık. Yazıp yazıp kendime saklıyordum. Şimdi arada of fazla mı açtım yahu desem de geçip gidiyor.
Yoganın hayatımı disipline etmesinin ekmeğini yiyorum. Paylaşabiliyorum ya da o pratiği yapma güdüsü uyandı, bir nehir gibi akmak istiyor bir şekilde. Neyin çıktığının bir önemi yok. Sanghanın oluşturduğu güven ve destek ortamının da payı büyük tabii. Paylaşımlarımın devamını getiremezdim yoksa.
Sonra mesela dünkü yazımdaki mevzulara kendimden bolca örnek verebilirim ama Ayça’nın öyküsünden bir karakteri örnek göstermek gelip durdu dilimin ucuna. Biraz şizofrenik bir durum kurgu yazmaya çalışmak. Karakterler ile ropörtaj yapmakJ Onların gelip hayatımıza yerleşivermesi. Okuduğum kişilerden bu karakter benim hayatımın bir parçası işte.
Sabah sonra baktım vakit gelmiş, kuzenleri dalışa yetiştirdim. Kırmızı çadırda üçüncü gün. Günün yogasızlığından mı, kırmızı çadırdan mı. Street fighter Blanka halliceyim. On beş yaşındaki kuzen beye, Ayça’nın “çocuklara dalacam” demesi gibi tersleniyorum. “Yavrum valla durum böyle, kusuruma bakma, özür dilerim tersleyip durduğum için” dedim. Sorun yokmuş.
Geçen gün bir mevzuya “Buna uygun karikatürün yok mu?” diyen Ayça’ya gelsin bu karikatür de. Haha. Ne çok Ayça dedim:)
Teknede de ağrı, mide bulantısıyla uğraştım. Bazen birinin “git eve dinlen” demesi lazım. Böyle deli dana gibi çırpınırken dışardan bir sesin, birinin senle ilgilenmesi kadar güzel bir şey yok. Bırak aklın iplerini, itaat et, mis.
Bazen de neyi nasıl söyleyeceğimi bilemem. Basit bir şeye çözüm gelmez aklıma. Sheldon Cooper gibi robotlaşırım. Birinin fıt diye söylediği şey kapılara anahtar olur. Yardım istemeyi, kendim için bir şey istemeyi zaten bilemem diyeceğim ama müthiş bir destek, dayanışma grubu bu sangha işte. Öğretiyor bana bir sürü şeyi.
Nasıl hissediyorum biliyor musun sangha? Evrenle uyumlu. Ne söyletiyor bunu bilmiyorum. Ne demek olduğunu da. (Başlığı en son ekledim:) )
Eve döndüğümde okumakta çok zorlandım. Dikkatim çok dağınıktı. Bu ara unutkanım bir de. Bikinileri suya koyup musluğu açtım geçen gün. O arada başka bir şeylere dalıp bir gelip bakıyorum ki, sular taşmış, küvet dolmuş, küvet de taşmak üzere. B12, sen misin canım? Ya da ocakta bir şey unuttum unutacağım, son dakika yetişmeleri.
Günün sonunda iyiyim. Sanki büyük kötü şeyler yaşamışım gibi yazıp duruyorum ama alles klar! Her şey yolunda. Bir de hayatımın bir döneminin parçası olmuş Bon Jovi’nin Jon’u gelsin size. Çok uzun zamandır duymadığın şarkıyı dinlemek kadar keyifli bir şey var mı?
Size Kaş’ın pofidik parçalı bulutlarına bakarak, gün batırırken yazdım.