Yazıya önsöz: Ben bu yazıyı yazdığımda film henüz festival geziyordu ve filmin hikayesinin geçtiği Gürcistan’da gösterime girmemişti. Gürcistan’da gösterime girdikten itibaren, aşırı muhafazakarlar günlerce seyircinin gidip filmi izlemesine engel olup saldırılar düzenledi. Buna rağmen Levan Akın’ın hesabından takip ettiğim kadarıyla homofobik insanlar dahi filmi görüp “karşı taraf” ile ilgili empati geliştirmeye başlamış. Bir yandan filmin kendi kültürlerini yüceltmesi onları gururlandırmış. Bir sürü insanın hayatına dokunduğunu görebilirsiniz Levan AKın’ın yaptığı paylaşımlarda. Gürcü halkı cesurca salonlara gidip filmi görmeye devam ediyor. Hepsine selam olsun!❤️🌈

—–

Dünya prömiyerini Cannes’da yapan And Then We Danced, festival yolculuğu devam ederken İsveç’in Oscar aday adayı oldu. Levan Akın, 2013’te Gürcistan’da ilk kez düzenlenen Onur Yürüyüşü’ne yapılan saldırı sonucu bu filmi yapmaya karar vermiş. Saldırıya uğrayanlarla yaptığı görüşmelerden sonra kişilerin bilgilerini korumak istediğinden kurmaca bir hikâyeye yönelmiş.

Akın, çekimler için Gürcistan’da mekân bakarken hikâyeyi duyanların mekânları vermeye yanaşmadığını söylüyor. Çekimler boyunca filmin konusu hakkında bir şey paylaşmayıp, bazen farklı hikâyeler uydurduklarını, oyuncuları korumaya aldıklarını belirtiyor. Akın, iki jenerasyon arasındaki farkın uçurum olduğunu ve filmin bu açığı kapamasını umduğunu dile getiriyor. 

Mareb (Levan Gelbakhiani) Gürcü Dans Topluluğu’ndaki başarılı dansçılardan biridir. Dansın gerekliliği olarak dayatılan maskülenlik karşısında zorlanırken topluluğa Irakli’nin gelmesiyle işler daha da karmaşıklaşır. Ulusal seçmelerde tek kişilik yer açılmıştır. Nedeni Zaza adlı dansçının homoseksüel ilişkileri yüzünden ekipten atılmasıdır. Filmi bu hikâye gölgesinde izliyoruz. Grupça gittikleri yatılı hafta sonunda Mareb ve Irakli’nın şehvetli sevişme sahnelerini izliyoruz. Çekimler oldukça başarılı ve her şey çok tadında. On yaşından beri Mareb ile dans eden ve artık neredeyse çift olan Mary bu yakınlaşmanın farkındadır ve Mareb’i Zaza’nın başına gelenlerden korumak ister. Mareb ise aşkın peşinden giderken aynı zamanda kendine sahip çıkmakla kariyeri arasında seçim yapmaktadır. 

Irakli uzun süre ortadan kaybolur. Tekrar Mareb’in abisinin düğününde gördüğümüz Irakli, kız arkadaşıyla evleneceğini söyleyerek Mareb’den ayrılır. Mareb zaten topluluktan atılmıştır ve ulusal seçmelere giderek dansını kendi hissettiği şekilde yaparak en güzel isyanı sergiler ve film güçlü bir final yapar.

Mareb’in Irakli’ya âşık oluşunu izlemek çok keyifli. İkili oyunculuklarıyla göz dolduruyor. Özellikle Gelbakhiani’nin enstrüman genişliği bize sonraki işlerini sırf bu yüzden takip ettirecek cinsten.

Keskin sahne geçişleri değişik bir etki bırakıyor. Filmde mekânlar, ışık ve görüntü yönetimi oldukça başarılı. Akın’ın becerisi, bu hikâyeyi bir açılma hikâyesi olarak anlatmayıp topluma karşı kendine sahip çıkma hikâyesini bir dans üzerinden, tüm toplumu da anlatacak şekilde bize vermesindedir. Fakat onun dışında film yeni bir şey söylemiyor. Yine de kesinlikle görülmeye değer.

Son dönemde izlediğim en güzel aşk hikâyesi Beni Adınla Çağır’dı (2017). Film çokça benzetildi zaten. Ben, Gelbakhiani ve Timothee  Chalamet havasını da benzer buluyorum. Örüntülerde de şöyle benzerlikler var: şehre bir yabancı geliyor, âşık oluyorlar, o yabancı gidiyor ve başkasıyla evleneceği için bizim karakterden ayrılıyor. Elio’nun ailesi de bu durumu kucaklayan tarafta. Mareb ile abisinin sarıldığı sahne en etkilendiğim sahnelerden olurken yine Mareb’in de aile desteği aldığını görüyoruz. Bakarız And Then We Danced’in de ikincisi gelir, kim bilir?

*Kasım 2019’da Sinefil Dergisi’nde yayımlanmıştır.