• SFO, Carmel Beach, Santa Barbara, Santa Monica

Karantina günlerinde arşivi kurcaladım ve seyahat anılarımla karşınızdayım. İlk rotamız bu soğuk günlerde güneşinin peşinde koşacağımız California. Bu postta San Francisco’ya uçup, Carmel Beach, Santa Barbara, Santa Monica, LA rotasında ilerleyeceğiz. Arka planda size eşlik etmesi için cali dreamin’ Spotify listemi şuraya bırakayım.

Asıl bunların video kolajı, bir nevi vlogu yolda. Yakında Youtube kanalımda paylaşacağım. (Abone olun ve zili açın. Videoyu yayınlandığında kaçırmayın. Kıps) Onu hazırlarken bir yandan da seyahat anıları şeklinde yazdım, çünkü neden tek işle uğraşayım, öyle değil mi? Ve videoya koyamayacağım fotoğrafların hepsini burada paylaşıyorum. Napsaydım, dedem gibi slayt show mu yapsaydım. Hazırsak buckle up! Kemerler bağlansın, yola çıkıyoruz.

2013’te arkadaşım D. , Berkeley Üniversitesinde çalışmaya başlıyor. Onun İstanbul’u ziyaretinden kısa süre sonra atlıyorum uçağa, iade-i ziyarete. 

SFO Havalimanı

San Francisco’ya uçuyorum Frankfurt aktarmalı. Macera dolu Amerika’ya ilk gidişim. LA havaalanından arabayla alıyor beni D. ve başlıyoruz güneye sürmeye. Çalışıyor ama birkaç gün izin aldı benim için. Long weekend yapacağız. 

21 Nisan’dayız. Hava Sweater Wheather. Bu arada kurumsal işimde çalışıyorum, bir yandan executive master yapıyorum. Ama okul tatil. Bu tatili ayarladığımda hem 23 Nisan hem 1 Mayıs resmi tatillerine harika bir köprü kuruyorum. Sonra departman tatil kapmacalığına uyanıyor.

CARMEL BEACH

Yol üzerindeki duraklarımızdan biri Carmel Beach. Daha önce paylaşmıştım. 

Carmel Beach

Evler, ağaçlar, dokular her şey bambaşka. Bir film setinin içinde gibiyim. Avrupa’nın birbirine benzeyen dokusundan eser yok. O zamana kadar üç kıta gezmişim, filmlerden her şey çok tanıdık ama içine girince sanki gerçek değilmiş gibi bir his. Anlatabiliyor muyum emin değilim.

Pasifik’e ayaklarımı sokuyorum, buz gibi. Şu karantina gününde yüzümü yalayan rüzgarı, güneşin yüzümü, gözlüğümün metal çerçevesini, bedenimi ısıtışını hissedebiliyorum. Dalgalar birbiri ardına gelip ayaklarımın etrafındaki kumları süpürüp götürüyor. Arada bir yosunları getiriyor yanıma. Havadaki iyot kokusu, arkadamdaki insanların konuşmaları, kahkahaları, koşuşturanların bağrışmaları, gürültü tufanı okyanus dalgalarının kıyıyı pataklama sesine karışıyor.

Birileri surf yapıyor. Bir grup genç, yaşlı, çoluklu çocuklu kimseler sahile inmiş ateş yakıyorlar. Akşama hazırlık. Gece uzun ve sağlam parti var. Sahili ve okyanusu ciğerlerimize çektikten sonra yavaştan yukarı çıkıyoruz. Arabanın olduğu caddeye. Kalıp barbekücülerle takılmak da fena olmazdı ama daha çok yolumuz var. Vakit kısıtlı.

Yola düştüğümüzde gün batıyor. Golden Hour. Yemyeşil yolda ilerlerken ara sıra yol, okyanus kenarında ilerliyor. Güneş de sağımızda batıyor. Duruyoruz bir kenarda. Gün batımını da hafızalara kazırken birkaç poz fotoğrafı da atıyoruz heybemize. 

Motele varıyoruz. Dexter’ın evine benziyor:)

Ertesi gün Santa Monica’ya doğru yola çıkıyoruz. 

SANTA BARBARA

 Ama yol üzerinde ilk durağımız Santa Barbara. Oranın da fotoğraflarını paylaşmıştım.

Biraz etrafı gezip, bir müzeye giriyoruz. Aman allahım. Ben bu kadar osuruktan bir müze, sergi gezdiğimi hatırlamıyorum. İncik boncuğu toplamışlar, müze diye sergiliyorlar. Üstelik eski olmadığı belli olan, o kadar göze batan detaylar var ki. Notlar da might have, yani bu küllüğü kullanmış olabilirler. Sevgili Amerika, kuş kadar tarihin olduğunu biliyoruz ama, yani bu da sağlam itelemeydi. Tnx.

Çıkışta bir Meksika restoranı bulup oturuyoruz. Santa Barbara’daki en iyi karar, şu tapas ve bira eşliğindeki öğle sonrası serinlemesi.

Bye Santa Barbara

Sonra tekrar Santa Monica’ya doğru yola koyuluyoruz. Akşam üzeri inanılmaz bir sis bastırıyor. California’nın ışığı inanılmaz gerçekten. Hollywood’u Los Angeles’ta kurma nedenleri neydi biliyor musunuz? Çünkü gün ışığını en uzun süre alan şehir LA. Çekimler için oldukça kritik gün ışığı. Kıps.

#takethefakecakeontheroad

SANTA MONICA


Santa Monica’ya girerken bir bakıyoruz trafik. Amanın bu trafik saatler mi sürdü ne. Los Angeles’ın meşhur trafiğinden bir parmak balı çaldık ağzımıza.

Neyse motele varıp, herhalde duş vs dışarı çıkıyoruz hemen.

Santa Monica Pier’deyiz. Motelden arabayla geldik. Merkezde kalsak da mesafeler hep uzun burayla ya da Avrupa’yla kıyasladığında. Arabasız dolaşmak diye bir şey yok LA’de. D. arabayı kullanıyor. Bana içmek serbest.

Sokakta milonga var. Aralarına karışmak, tango yapmak istiyorum ama artık acıktık.

Santa Monica Pier

Sonra hayatımda en eğlendiğim, en etkileyici sahne showlarından birini izlediğim geceye adım atıyoruz.

Vokalin inanılmaz bir sesi var. İçeri girdiğimizde bizi yakalıyor zaten. Mükemmel bir aura! Ya biz deliriyoruz. D. diyor ki bana da viski shot. Dönüşte araba kullanacak ama gidene kadar yakılır o viski, çok belli! Böyle erotik, seksi, kışkırtıcı, etkileyici bir şey izlemediğimize eminiz D. ile.

Üstelik seyircisi de ayrı seksi. Şu adamın dans etmesi, aman tanrım, inanılmaz bir şey ya. Seksilikten ölüyor. İçeri seksi olmayan bardak bile sokmuyorlar. Belediye kararı falan olmalı.

Bir ara dans ediyoruz. Zaten iyi ve müthiş uyumlu dans ettiğin insanlar da öfs. Neyse beyfendiyi çıtır çıtır yedikten sonra artık dışarılardayız. Kapı önünde goy goy başlıyor.

Etraftakilerin sürekli bize dahil olduğu bir grup haline geliyoruz. Şaklabanlıklar, geyikler, hoş-beş. Sonra geceyi sağ salim motelde bitiriyoruz.

Ertesi gün Universal Stüdyoları’na gideceğiz. O da sonraki postta gelecek! Vlogları da sakın kaçırmayın!

Karantina16.

Stay tuned, stay sane, stay safe.

Xo, B.