Dün akşam Andrea Bocelli Duomo’da canlı konser verdi. Kaçıranlar için YouTube linkini bırakıyorum. Yazıyı da akşam yazmıştım. Ancak koyuyorum.

Az önce Andrea Bocelli’nin Duomo di Milano’daki solo konseri bitti. Tüylerim hala diken diken. Hala inanamıyorum. Bir yandan Milano’daki fotoğraflarımı açıp bakmaya başladım. Bir yandan o ihtişamın içindeki Bocelli’nin, normalde üst üste insan dolu meydana doğru adımlarını atıp mikrofon başına geçişi.. Kamera geriye çekildikçe Bocelli’nin küçücük kalması. Küçücüklüğümüz. Hiçliğimizi yüzümüze çarpan bir yayın. Sonra Paris’ten, Londra’dan, diğer metropollerden yapayalnız şehir görüntüleri. 

Hem küçücüktük hepimiz. Hem de hep birlikteydik. Hepimiz bu evrenin değerli, eşsiz, biricik parçalarıyız. Birimiz olmasaydık bu evren, aynı evren olmazdı. İnancım bu.

Peş para etmez benliklerimiz karşısında minicik virüslerin dünyayı ele geçirebilme gücü. Yarına çıkamayabilecek kadar büyük bir belirsizlik. Belki de normal herhangi bir günümüzden de farksız. 

Kocaman bir yakarış gibiydi. Avaz avaz haykırış.

Gezdiğim sokakların bile yasını tutuyorum. Yediğim panzarottilerin*, spagettilerin, sevgiliyle edilen kavgaların, güzel anların..

Şu an nasıl aklıma geldi, emin değilim. “Hayat aldığın nefeslerin birikimi değil, nefesinin kesildiği anların toplamıdır.” Öyle mi, bilmem. Ama bu geceyi unutabileceğimi sanmıyorum, ömrüm vefa ederse.

Ama şuna eminim. Duomo’nun tepesine çıktığım gün, yine o güzelliklerin arasında küçücüktüm. Üstelik insan yapımı, tadilatı da bir türlü bitemeyen, bu görkemin karşısında savunmasızdım. Bugün odamdaki masamın başında ekranda Bocelli’ye bakarken hissettiğim gibi bir savunmasızlık.

Aşka ve sevgiye karşı caretta kabuğu gibi savunma kalkanlarım vardı o zaman. Şimdi ise hiç olmadığı kadar sevebiliyorum. Sevmeye cesaret edebiliyorum. Doğa karşısında savunmasızlığımı izlerken, sevdiğim ve değer verdiğim insalara karşı da aynı yerde durmaya gayret ediyorum. 

Artık tamamen savunmasızım yazamayacağım. Artık savunmasızım ama nerede duracağımı biliyorum. Bir yerden sonra kabullenmeyi biliyorum. Sevgi için yapabileceklerimi ve yapamayacaklarımı biliyorum. Kabullenmek, kaçmaktan daha zor. İnsanlara sevgin devam ederken yasını tutup veda etmeyi de öğretiyor zaman sana. Üzülmekten, kırılmaktan kaçmıyorum.

Bir şişe şarabı yarıladım. Sabaha baş ağrısıyla uyanır mıyım? Evde Alka* yok ama yarın markete, eczaneye çıkabileceğiz sanırım. Karantinada ilk alkole düşüşüm. 

Merhaba yeni dünya. 

Hala hayatı, insanları, mevcut düzeni garantiye alabildiğini sanıyor insanoğlu. Hala vakti var sanıyor. 

Kendi adıma bu süreci bir yıl gibi öngörüyorum. İyi ihtimalle. Şu an tedavisini, aşısını bulsalar bile insanlara herkese ulaşabilmesi oldukça uzun sürecek. Yaraların sarılması ise yıllar alacak. 

Ölümden korkmamak diye de bir ahmaklık var. Kocaman bir inkar hali.

Sanki şu an tek dert evde tıkılı kalmak gibi bir inanış. 

Bence daha bir şey görmedik. 

Gerçekten yakınlarımızı kaybetmeye başladığımızda mı anlayacağız durumun vahametini? İnsanlar kayıplar veriyor, corona’dan ya da değil. Ölülerini gömemiyor, mezarı başında duramıyor, yasını tutamıyor. 

Sevdiğini görememek, dokunamamak, koklayamamak diye bir şey var. 

Bir şey bildiğimden yazmıyorum. Bilinmezlik, boşluktan yazıyorum. Öyle ya daha çok bildikçe daha az laf sarfediyorsun. 

Kalbim acıyor. Göğsüm yanıyor. 

Bir yandan tamı tamına yaşadığımı düşünüyorum. Hakkını vermek gibi yani. O yüzden tatmin ve iyi hissediyorum. Ne daha fazlasına ittirme, zorlamadayım. Ne de daha azını göstermek ve yaşamaktayım. Sanıyorum yani. 

Yine de yas, keder ve hüzün içindeyim. Yaşamak isteyip de yaşamadıklarım, yaşayamayacaklarım boğazımda düğüm. 

Andrea Bocelli konserini şu başlıklarda toplamıştı:

Love, Healing & Hope (Sevgi, iyileşme ve umut)

“Umut için müzik” diyerek söyledi. Milyonları ekran başına topladı. 

İflah olmaz umutlulardanım. Alttan alta umut nehri ılık ılık akıyor hep. Bu gece öyle değil gibi ama. Bu gece umut ateşi çok harlı yanmıyor. 

Bana bugünlerde iyi gelen tek şey; bir elin parmaklarını geçmeyecek güzel insanların sesini duymak. Sevgi çoğaltmak. Diyemediklerimizi demek. Demediğimiz boşluklarda kavuşmak. İki sözün arasında, iki nefes arasında.

Başta diyor ki Bocelli:

Birlikte dua etmenin gücüne inanıyorum. Hristiyan Paskalyasına inanıyorum. İnanan, inanmayan herkesin şu an ihtiyacı olan yeniden doğuşun evrensel sembolüne inanıyorum. 

Dünya’nın yaralı kalp atışlarını her yerden kucaklamak için ellerini birleştirmiş milyonları bir araya getiren müzik sağolsun!

Doğum ve yeniden doğum!

Şurada 2012’de Milano’ya gidişimden fotoğraflar var. Aşağıda da yıllar içinde farklı yıllardan random fotoğraflar..

B.